Ümit Özdağ'a Mektup

#1557
Doğa

17 Haziran 2025

Sayın Başkanım,Aslında size bu mektubu çok daha önce yazmam gerekirdi; desteğe en çok ihtiyaç duyduğunuz zamanlarda. Biraz geç kalmış bir mektup oldu, lütfen beni mazur görün. Yaşananlardan dolayı kendi adıma çok üzgünüm.Keşke milletimiz, Ekrem Başkanımızdan önce size yaşatılan bu haksızlığa da ayaklansaydı, tepki gösterseydi... O zaman ben de daha fazla destek verebilirdim.
Tahliye olmanıza gerçekten çok sevindim. En son gördüğüm fotoğrafınızda doğal olarak bitkin görünüyordunuz, umarım şimdi daha iyisinizdir. Lütfen kendinize iyi bakın, kendinizi hırpalamayın. Çok stresli olduğunuzu tahmin edebiliyorum; çünkü özellikle bu ülkede siyaset hiç kolay bir şey değil.Lütfen iyi olun; size gerçekten ihtiyacımız var.
Bu mektup size ulaşır mı bilmiyorum ama ulaşırsa, arkanızda olduğumuzu ve sizi sonuna kadar desteklediğimizi bilmenizi isterim.Sizin gibi bir başkanın asla harcanmaması gerektiğine inanıyorum.İlerideki siyasi hayatınızda çok daha iyi yerlere geleceğinizden de hiçbir şüphem yok. Yeter ki sağlığınız ve sıhhatiniz yerinde olsun.
Kendinize çok iyi bakın, Başkanım.Sizi sevdiğimizi unutmayın.

#1556
Egemen

17 Haziran 2025

Sayın ümit özdağ Ben Egemen bu mektubu ankaradan yazıyorum ortaokula giden bir öğrenciyimEskiden bu yaşta çocuklqr siyasetin S sini bilmezlerdi malesef artık öyle değil Sizin ideolojinizin , yaptıklarızın ve yapacalarınızın hep arkasındayımGerçekten benim gözümde oy verilebilecek tek kişi bu ülkede sizsiniz merak etmeyin bu gençlik sizin arkanızda umarım gerçekten bu ülkede birşeyleri değiştirebilirsiniz Bu mektubun size gideceğini çok sanmıyorum ama umarım ulaşır
Sevgiler sizi içtenlikle seven bir türk genci

#1555
Sema A. P.

15 Haziran 2025

Haziran 2025İzmir
Sayın Ümit Özdağ,
Aktif siyasette biri değilim, partinizin  üyesi de değilim. Sade bir vatandaş olarak yazıyorum size.
Elinize geçer mi bilemiyorum yada vaktiniz olur da okuyabilir misiniz size geldiğini düşündüğüm binlerce mektup arasından, o da meçhul. Yine de yazmadan duramadım, kim bilir belki uykusuz bir gecede elinize geçer  bu satırlar, niyetim yerini bulur.
Kabul buyurursanız, size Ümit Baba demek istiyorum. 
Ben babasız büyüdüm sayılır, ilkokuldan mezun olmuştum babamı kaybettiğimde. Ama bilirim baba demenin ne olduğunu. 
Derler ya, baba arkanı yaslandığın dağdır, doğrudur. Güvenirsin varlığına, güven duyarsın. İşte bu yüzden bilirsin arkan sağlamdır. Dünyan yansa, kımıldamaz yerinden, o da alev alır seninle, ateş olur yakar yanacağını bile bile ve yine küllerinden doğar senin için gerektiğinde.
Baba güçtür, başka güçlere benzemeyen.Maddiyatla satın alamayacağın, herhangi  bir makamla kıyaslanamayan, senin için canını ortaya koyan, canı pahasına seni kollayan. İşte bu yüzden satılık da değildir o güç. Eksilmez, güçten düşmez en zor anlarda bile. Sorumluluklarıyla, sevgisiyle beslenir, daha da güçlenir. Ve bilirsin ki bu güç yıkılmaz kolay kolay, direnir son nefesine kadar, vazgeçmediği için senden . Erkin en saf, en katıksız halidir bir babanın gücü.
Baba fedakarlıktır, tüm yükü sırtlayan. Yoruldum demez, üşüdüm demez, bin derdi olur da birini söylemez. Yakınmaz kendi halinden, duyamazsın. Yarası da sensindir, acısı da, feryadı da. Kendini unutmuştur senin varlığında. Gecesi de sen gündüzü de sensindir, derdi bir sensindir özgürlüğü dahi alınsa bile.
Gün gelir baba öfke olur. Anlamazsın bu hiddet niye. Gelecek tehlikeyi ilk gören olduğundandır çoğu zaman, tepkisi büyük olur endişesince. Oysa hayat güzeldir senin için, duymak istemezsin nasihatını da, eleştirisini de. Çok sonra dersin ki haklıymış, sen görmezden gelirken, gününü gün ederken, oymuş nöbet tutar gibi tetikte bekleyen.
Bir yandan da merhamettir baba. Affeder, gençliğine verir, tecrübesizliğine verir, senin hatanın bedelini bile öder kendince de, yine kapatmaz kapısını bir gün bile. Ben demiştim demek yerine, biz birlikte bunu da aşarız diyerek cesaretlendiren, yüreklendiren oluverir nihayetinde. Herkes sırtını dönmüşse de, odur kucak açan sana. Sen yaparsın diyen de o, sana senden çok inanan da.
Ulu çınar derler de, bizde asıl karadut ağacıdır baba. Endamından öte, yerini yurdunu bilen, boyundan büyük çokça meyvesini verendir. Gölgesinde huzur bulduğun, köklerindeyse hayat. Sönmesin diye çoban ateşi, dallarını feda edendir. Karanlıkta yolunu kaybettiğini sandığın bir anda, kendi yanarken ışığıyla göz kırpandır, yolunu aydınlatandır. Korkma, ben burdayım diyerek yalnız olmadığını hatırlatandır. Atadan yadigar, geleceğe miras.

Gururdur baba, asla gurur yapmayan sana. Duruşundan, cesaretinden, bilgisinden, birikiminden, zekasından, kafa tutuşundan feyz aldığın. Yaşı kaç olsa da deli akan kandır, asil kanındandır. Tek başına kapılara dayanandır.Kudreti büyük cesaretince, mütevaziliği de elden bırakmayandır. Karşılıksız sahip çıkandır. Tek isteği mutlu mesut yaşamandır. 
Baba görünmez bir eldir en çok. Sen bilsen de bilmesen de üstündedir o el.  Sen düşmeden yakalayandır çoğu zaman. Düşmanı uzaktan gören, uzakta tutan, gizli kahraman. Herkes gitse, kalan o son kaledir.Sığınak olur, siper olur lüzum gördüğünde. Bilirsin, anca beraber, kanca beraberdir.

Prangalara vursalar, sürgün edip uzak diyarlara koysalar, gelir bulur o seni. Günler günleri, geceler geceleri kovalar, dünya şaşar da, herkes buraya kadar dediğinde dahi, bilir o seni. Sen babana güvenirsin, o ise inanandır sana. 
Ana gibi yar olmaz elbet ama, baba gibi de arka çıkan olmaz insana.
Böyledir işte bir baba. Herkes için bir şey olsa da, bir tek sanadır baba.En çok da kıymeti bilinendir, yokluğunda. 
Ve siz Ümit Özdağ, biliniz ki artık bu vatanın babası oldunuz. 
Zat-ı devlet her gün bir emir buyursa da, devlet babamız bir siz oldunuz.

Bizler ise, evlatlarınız, meşaleyi devralacak, sönmesin diye çoban ateşi, gerektiğinde kendini ateşe atacak gençleriz. Bu vatanın evlatları, Atatürk’ün askerleriyiz.

Birinci vazifemiz muhafaza ve müdafaa etmekti, son vazifemiz can vermek olsa dahi susmayacağız, susturulamayacağız. 
“Ferman padişahınsa, dağlar bizimdir.”
O dağlar ki, şüheda fışkırır toprağı sıksan şüheda.
Sakın ola üzülmeyiniz siz. Zira ümid’imiz oldukça; bileniz biz,  kuvva bire kadar kırılmadıkça, Atamın dediği gibi, “Umutsuz durum yoktur!” asla.Bu memlekette tükenmez umutlar, biliriz her bir yerde vardır; iyi ki, Eren’ler.

Allah’a emanet olun. Sağlıcakla kalın.Size borcumuz çok, başımızdan eksik olmayın. 
Babalar gününüz kutlu olsun. 
Baba ocağımız var olsun!
Sevgi, saygı ve minnetle.

#1554
Sibel Z.

13 Haziran 2025

BAT grubumuzda daha önce de yazmıştım ki, Ortadoğu'nun " bicimlendirilmesi" nde esas hedefleri Türkiye dir. Bu sürecin dakikaları 11Kasım 1938' den beri işleyerek, Cumhuriyetimizin 100' üncü yılına doğru giden süreçte akp iktidarı başa getirilmiştir. 2007 yılında M.Ü. de ders verdiğim dönemde bir söylenti dolasıma sokulmustu: Lozan Antlasması güya 100 yıllığına imzalanmiş ve bu konuda da Atatürk İngilizlerle anlaşmişmiş!!! Bu, hayret verici idi ve üniversitelerde yayılmıştı. Tüm bu olup bitenleri akp yönetimi ile birleştirince manzara ortaya çıkıyordu. Sonraki süreçte Ergenekon- balyoz, fetö darbe! girişimi! yaşandı. Neden ! işareti koydum, zira meclisi bombalayan uçaklar gerçekten bombalasa idi hiç bir şey ortada kalmazdı. Bu tiyatro kurgusundan sonra, başkanlık denilen ucube yönetim dayatildi. Cumhuriyetimizin 100. yılında ardı ardına Cumhuriyeti asındırma, Cumhuriyetin kurucusu Önderimiz Atatürk'ü belkeklerden silme operasyonları, tepkisiz ve uyuşmuş ve sadece günlük yaşamını devam ettirebilme kaygısına düşürülmüş, aç- işsiz- aciz- konutsuz bırakılmış bir ülke toplumu meydana getirme, ülkenin tüm kaynaklarının başka ellere geçmesi, sonu gelmez babalar gibi satışlar, çevre ulkdlerde bop eşbaşkanı ile yaratılan savaşlar ve Irak savasinda milyonca kürdün içeri alınması gibi ülkeye doldurulan kontrolsüz yığınlar ve şimdi İran' dan kaçıp gelenler- gelecekler... olayların tırmanması devam ederse bu kere Hindular ve pakilerin de ülkemize yönelmesi ve sonuçta Türkiye'yi teslim alma hedeflerinin gercekleşmesi. pkk+ ermeni+ kürtler için Türkiye'nin bölünmesi planları. Condolezza Rice, 22 ülkenin sınırları değişecek derken, başta bop eşbaskani vardı ve gururla görevini söylüyordu. O dönem ki muhalefet uyuyordu, şu anda bile uyanmış değildir. Bu, bizim için çok umutsuz bir durumu ifade eder. Zira, gerceği görenler hapse atılıp etkisizleştirme yoluna gidilmiştir. Bu süreci ve sonrasında sürecin evrelerinin ne olacağını bildiren, halka anlatmaya çalışan ve aslında azımsanmayacak kadar kitleyi uyandıran tek bir siyasî lider vardı: Ümit Özdağ. Tek başına atıldı Türkiye yollarına. Ümit Özdağ, Atatürk çizgisinde yetişmiş bir siyaset bilimci, strateji ustasiydi, halkı ve yönetenleri uyarıcı pek çok kitap yazdı, konuştu, anlattı, durmadan...bu nitelikteki bir Türk'ün ortada dolasması, kurgulanan plan için zararlı idi. Bop eşbaskanı ve tayfası apar topar hapse koydu. Bundan sonra olacaklara karşı Türk halkının uyuması ve uyanmaması gerekiyordu. Irak >Suriye>İran>>>>>Türkiye. Kiskacın içindeyiz artık. Bizi ne kurtarır?Atatürk'ün çok isabetle söylediği " damarda akan asıl Türk kanı, yani Türklük mayası ve bilinci. Unutulmamalı ki, yine Atatürk'ün dediği gibi, bunun başarilabilmesi, güveni sarsılmaz ( halkın sonsuz güvenini kazanmiş, iradesi çok sağlam) bir liderin varlığına mutlak ihtiyaç vardır. Sizce, bu nitelikleri üstünde toplamiş hangi lider var?Özel mi? İmamoğlu mu? ...vd.??  Bilgi, donanım,  siyasî strateji bilgisi...var mı???Ümit Özdağ ' ın 17 Haziran' da serbest bırakılmasını ülke adına çok diliyorum. Türkiye gibi bir ülkeyi yönetmek ateşli ip üstünde yürümektir, bir iki lafı güzel söyleyip alkişlanan kişilerin yapacağı iş değildir, hele ülke bu noktaya getirilmiş iken...
Ümit Özdağ, Başkan Bilmenim, bugün BAT grubunda yazdığım yazı.Sibel Zeren

#1553
Enverbey

12 Haziran 2025

Çıkacak aydınlığa mutlak bizim yolumuz...

#1551
Özge

11 Haziran 2025

Değerli Ümit Hocam,Size bu 3. Mektubum. Bugün mutlu bir haber almak isterdik lakin sabırla beklemeye devam edeceğiz. Hocam güçlü kalın...Sağlığınıza çok dikkat edin. Siz bizim Ümidimizsiniz. Biz Türk gençleri olarak  yanınızdayız. Gün gelecek bu devran dönecek. Siz güçlü,sağlam,başı dik bir bozkurt olarak çıkacaksınız.Her zaman dualarımdasınız. Allaha emanet olun hocam

#1552
Özge

11 Haziran 2025

Değerli Ümit Hocam,Size bu 3. Mektubum. Bugün mutlu bir haber almak isterdik lakin sabırla beklemeye devam edeceğiz. Hocam güçlü kalın...Sağlığınıza çok dikkat edin. Siz bizim Ümidimizsiniz. Biz Türk gençleri olarak  yanınızdayız. Gün gelecek bu devran dönecek. Siz güçlü,sağlam,başı dik bir bozkurt olarak çıkacaksınız.Her zaman dualarımdasınız. Allaha emanet olun hocam

#1550
Che-she-shuai

11 Haziran 2025

Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ. Mücadeleden bu yana 141 gün geçti. Bugün de mahkeme duruşmanız var. Ümit ediyorum ki serbest bırakılır ve mücadeleye kaldığınız yerden devam edersiniz. 
Saygılarımla 

#1549
Gökhan K.

10 Haziran 2025

Sayın Genel Başkanım, Sayın Hocam,

Öncelikle sizleri en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Çok değerli Genel Başkanım, sizler sözde "çözüm süreci" bahanesiyle yaklaşık 142 gündür tutuklusunuz, adeta bu süreç için rehin tutuluyorsunuz. Bu vahim durum karşısında, ailenizin yaşadığı sıkıntıları ve çektiği üzüntüleri büyük bir hüsran, derin bir kalp kırıklığı ile maalesef takip etmeye de devam ediyoruz. Kıymetli ailenize saygı ve hürmetlerimi sunuyor kendilerine sabırlar diliyorum. 11 Haziran’da sevdiklerinize kavuşmanızı diliyor bunun için dua ediyorum…

Umarım hakim karşısına çıkacağınız gün, özgürlüğünüze kavuşur, adalet yerini bulur ve yeniden aramıza dönersiniz. Çünkü siz, demokratik değerlerin, adaletin, hak ve hukukun yanında duran; her zaman doğruları söyleyen; vatanına, milletine ve tüm yurttaşlarına (hangi kesimden olursa olsun) sahip çıkan bir lidersiniz.

Sayın Genel Başkanım siz her zaman halkın sorunlarını dinleyen, bu sorunlara çözüm üretmeye çalışan; her platformda sahici bir anlayışla, gerçekçi yorumlarla ve net ifadelerle kamuoyunu aydınlatan bir duruş sergilediniz ve sergilemeye de devam ediyorsunuz. Toplumu gerçeklerle buluşturan, birlik ve beraberlik umuduyla yarınlara taşıyan bu tavrınız bizler için çok kıymetli. Çünkü bu ülkenin sizin gibi insanlara gerçekten çok ihtiyacı var.

Ben bir genç olarak, sizin söylemlerinizden, samimiyetinizden, bu vatana olan tutkunuza duyduğum güvenle, herhangi bir art niyet taşımadan, şeffaf, ilkeli ve net bir duruşunuz için sizlere minnet duyuyorum. Ancak belirtmek isterim ki ben, klasikleşmiş ve kalıplaşmış milliyetçi anlayışlara sahip biri hiçbir zaman olmadım, olmayacağım da. Ve görüşüm şudur ki  Zafer Partisi, bugün yozlaştırılmak ve içi boşaltılmak istenen milliyetçilik anlayışına karşı; Atatürk ilke ve inkılaplarını temel alan, toplumun tüm değerleriyle sentezlenmiş yeni bir siyasi anlayışla yola çıkmıştır. Sizler bu partiyi kurarak, Türkiye'nin gerçek ihtiyaç duyduğu bir dönemde halkımıza umut oldunuz. Tüm imkânsızlıklara rağmen partiyi ayakta tutabiliyor olmanız son derece kıymetlidir.

Bugünkü siyasi iklimde Zafer Partisi, sadece alışılagelmiş bir milliyetçilik anlayışını değil, çok daha derin ve geleceğe dönük bir bakış açısını temsil etmektedir. Atatürk’ün çizdiği yolda, vatanın sınırlarını ve milletin geleceğini esas alan parti duruşunuz bizlere ilham vermektedir.

Ben Cumhuriyet’e, Atatürk’e yürekten bağlı, vatanını ve milletini –bu ülkede hangi kökenden olursa olsun birlikte yaşamaktan mutluluk duyduğu insanlarla birlikte– seven sade bir Türk genciyim.

Size daha önce defalarca mektup yazmak istedim. Ancak gündemin sürekli değişmesi ve yaşanan gelişmeler, düşüncelerimi toparlamamı zorlaştırdı. Bu satırları, çıkışınıza yakın bir zamanda yazmak istedim. Umarım mektubum sizlere ulaşır.

Tutuklandığınız günden bu yana geçen süre içinde yaşanan gelişmeler, bir genç olarak beni oldukça tedirgin ediyor. Sizin bu ülke için kurduğunuz hayalleri, gençler için yaptığınız gelecek planlarını yıkmaya, onları dört duvar arasına almaya ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar bu fikirlerin ve hayallerin kalbinizde zihninizde korunduğunu biliyor ve hissediyorum.

Siz bu Cumhuriyetin parlayan yıldızlarından birisisiniz, sizi karanlığa asla mahkum edemeyeceklerdir! Türk Milleti buna asla müsaade etmeyecektir!

Yaşadığımız süreçler sonucunda ki adaletsizlikten doğan kaygılar sadece bana ait değil; benim gibi vatanını, milletini seven, ülkesi için endişe duyan birçok insan da aynı hissiyatı yaşıyor. Şimdi yeni bir çözüm süreci ile karşı karşıyayız. Hepimizin bildiği gibi, birinci çözüm sürecinde yaşananlar yakın geçmişimizin acı birer hatırası olarak hafızalarımızda hâlâ çok taze. O süreç sonunda yaşanan Sur olaylarında hayatını kaybeden vatan evlatlarımızı rahmetle anıyor, yakınlarına sabır diliyorum. Şehitlerimiz bu ülkenin güvenliği, bütünlüğü ve orada yaşayan yurttaşların geleceği için canlarını feda ettiler…

Tıpkı her bayramda olduğu gibi, bu bayramda da şehitlikler ziyaret edildi. Ancak bu bayram farklıydı... "Terörsüz Türkiye" söylemi altında yürütülen sürecin yansımaları ve yapılan açıklamalar, şehit aileleri açısından derin bir kırgınlık ve onur yarası oluşturdu. Bugün birçok şehit yakını, büyük bir acıyla şu soruyu kendine sormaktadır:
"Benim evladım neden şehit oldu? Boşuna mı canını feda etti…?

Bu soruları hem sosyal medyada hem toplu taşıma araçlarında, hem de mezarlıklarda yapılan ziyaretlerde duyuyoruz. İnsanlar artık bu acıyı içlerine sığdıramıyor. Dün milliyetçilik söylemiyle her alanda 'Türklük' vurgusu yapan siyasi çevrelerin, bugün tam tersi bir çizgide yürümeleri; dün hakaret ettiklerine bugün sarılmaları; devletin bütün mekanizmalarıyla bu çelişkiye zemin hazırlanması insanları derinden sarsıyor. Özellikle şehit aileleri bu durumdan son derece rahatsızdır.

Ben bir genç olarak bu durumun nasıl olması gerektiğine dair kendi görüşlerimi, naçizane de olsa, paylaşmak istiyorum. Atatürk ve  Cumhuriyet aşığı bir genç olarak, belki doğru, belki eksik ya da fazla ama içtenlikle ifade edeceğim bazı düşüncelerim var. Ve bunları Türkiye’de yalnızca sizinle paylaşabilirim. Çünkü siz, bu konunun ciddiyetini bilen, yıllardır siyasetin içinde olan, dünya siyasetini ve güvenlik politikalarını yakından takip eden, ileri görüşlü bir siyasetçi ve bir eğitimci olarak bu ülkenin gerçekten ihtiyacı olan bir lidersiniz. Sadece bu nedenle değil, aynı zamanda size duyduğum büyük saygıdan dolayı da bu satırları yazıyor, düşüncelerimi doğrudan sizinle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle sizin de sık sık vurguladığınız gibi, Sayın Devlet Bahçeli’nin geçtiğimiz genel seçimlerin ardından yaptığı kısa ama derin anlamlar barındıran bir açıklamayla başlamak istiyorum. Sayın Bahçeli, yerel seçimlerden hemen sonra şöyle demişti:
“Türkiye yeni bir döneme giriyor. Her şey değişecek… Umarım Türkiye değişmez.”

İlk duyduğumda bu sözlerin ağırlığını tam anlayamamıştım. Fakat zaman geçtikçe, özellikle sizin değerlendirmelerinizi dinledikten sonra, bu sözlerin rastgele söylenmediğini, arkasında dizayn edilmiş bir sürecin bulunduğunu fark ettim. Bugün gelinen noktada, sizin o günkü yorumunuzun ne kadar isabetli olduğu açıkça ortaya çıkmıştır.

Sayın Bahçeli’nin, çok değil birkaç yıl öncesine kadar terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan için kullandığı ifadelerin, bugün nasıl “kurucu önder” gibi tanımlamalara dönüştüğü kamuoyunun vicdanında derin bir sarsıntı yaratmıştır. Sayın Bahçeli’nin, bu söylem değişimini kamuoyuna açıklama sorumluluğu vardır. Eğer bu noktaya gelecekti ise, neden 20-25 yıl önce gelmedi? Neden bu ifadeleri o günlerde kurmadı? Eğer bu düşünceler samimiyse, neden binlerce vatan evladı toprağa düştükten sonra gündeme getiriliyor?

Ne yazık ki bu sorulara bugün hiçbir yanıt alamıyoruz. Dahası, karşısında ki hiçbir gazeteci bu konuyu ne açıkça sorabiliyor ne de kamuoyuna sağlıklı bir açıklama yapılıyor (gerçi bu soruyu soracak gerçek bir gazeteci var mıdır kalmış mıdır onu da bilemiyorum. Belki bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar gerçek gazeteciler kalmıştır. Ancak onlara da bu isimlere çıkıp asla bir röportaj vermez veremezler). Oysa geçmişte hem terör örgütüne hem de bazı siyasi partilere karşı çok sert ifadeler kullanan bir liderin, bugün tam zıt yönde bir tutum alması vicdanları yaraladığı gibi olması gereken ilkeli siyasi duruşu tam anlamıyla yok etmektedir.

Ben burada herhangi bir siyasi lidere ya da partiye hakaret etmek niyetinde değilim. Öyle bir şey haddime de değildir. Aksine, siyasi görüşlere ve liderlere saygı duymanın bir vatandaşlık sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Tabii bazı partilerin ismini bile anmak istemediğimi de belirtmek isterim. Bu da benim şahsi duruşumdur. Ancak sade bir yurttaş olarak bazı sorulara cevap arama hakkımın olduğuna da inanıyorum.

Bugün yine “anayasa değişikliği” söylemleriyle bir süreç yürütülüyor. Bu süreç “Terörsüz Türkiye” başlığı altında sunuluyor. Elbette hiç kimse Türkiye’de terör olsun istemez. Ama geçmişte de “Analar ağlamasın” başlığıyla benzer bir süreç yürütüldü ve buna itiraz edenler, “Sen analar ağlasın mı istiyorsun?” söylemleriyle susturulmaya çalışıldı. Bugün de aynı durumla karşı karşıyayız: İtiraz eden, soru soran ya da şüphe duyan herkes, “Sen terör mü istiyorsun?” şeklinde bir söylemle baskılanıyor. Senaryo kurucuları yine iş başında…

 

Aynı senaryo, bu kez daha ustaca, daha makyajlı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Peki, “Sen bir Türk evladı olarak bu sürecin nasıl işlemesini istersin?” diye sorulursa, açıkça şunu söylerim:

Ben, bu topraklarda hiçbir çatışmanın olmadığı; insanların kardeşçe, eşit, mutlu, huzurlu, adaletli bir düzende yaşadığı; demokrasinin, hukukun, hak ve özgürlüklerin herkes için geçerli olduğu bir Türkiye hayal ediyorum. Hangi kökenden olursa olsun herkesin birlikte, refah içinde yaşadığı bir ülke...

Ancak görüyoruz ki bugün yürütülen süreç, samimi bir barıştan ziyade siyasi menfaatlerin gölgesinde ilerliyor. Ve bu süreçte en çok yıpratılan yine Cumhuriyet değerleri ve Atatürk’ün mirası oluyor. Bugüne kadar hiçbir dönemde görmediğimiz kadar yoğun ve sistematik bir şekilde, Atatürk’ün hatırasına yönelik bir “operasyon” yürütülüyor. İsim vermeye gerek duymuyorum ama bunu yapanlar, açıkça Türk milletinin hafızasıyla ve duygularıyla oynuyor.

 

İmralı ziyaretleriyle başlayan yeni süreçte nereye gidileceği konusunda hepimizin endişeleri var. Abdullah Öcalan, yakalandığında “Ben Türk devletinin yanındayım, emrindeyim” demişti. Peki, Sayın Bahçeli o zaman neden bu sözleri ciddiye almadı da, neden şimdi gelen çağrılara bu kadar kıymet veriyor? Eğer samimiyse, neden 20 yıl boyunca bu yaklaşımı benimsemedi? Neden onca can, onca zaman, onca kaynak heba olduktan sonra bu noktaya gelindi? Bunun cevabını hem kamuoyuna hem de bu ülkenin şehitlerine gazilerine yakınlarına vermek zorundalar!

 

Bugün yürütülen sürecin ne yazık ki samimi olmadığını üzülerek ifade etmek zorundayım. Keşke bu süreç gerçekten iyi niyetle, açık ve şeffaf bir biçimde yürütülse... Ve içinde sizin gibi tecrübeli, ilkeli, milletin güvenini kazanmış siyasetçiler de yer alsa. Türk milletinin gözleri önünde, televizyonlar karşısında, açık oturumlarda tartışılarak, milletin bilgisi ve onayıyla ilerlese… O zaman bambaşka bir tabloyla karşı karşıya olabilirdik. Ancak şu an yaşananlar bu şekilde yürümüyor. Bu süreçte, Türk devleti için canını ve bedenini feda etmiş şehitlerimiz, gazilerimiz ve onların aileleri adeta yok sayılıyor. Oysa biliyoruz ki onlar, terörsüz bir Türkiye için en büyük fedakârlığı yapmış insanlardır. Elbette ki böyle bir amaç için üzerlerine düşeni her zaman yapmaya hazırdırlar. Zaten bu ülkenin daha güvenli, daha yaşanabilir olması uğruna canlarını ortaya koymuşlardır. Ancak bu kadar kritik bir süreçte, onların fikri dahi alınmamıştır…

CHP Lideri Sayın Özgür Özel'in, bu süreçte şehit ailelerinin hassasiyetine yaptığı vurgular (sizin de her zaman altını çizdiğiniz gibi) çok önemlidir. Ben bir genç olarak bu hassasiyetin toplumsal düzeyde daha çok dikkate alınması gerektiğine inanıyorum. Ancak bu süreçte kullanılan dilin de tarafsız, net ve objektif olması gerekmektedir.

Bu noktada özellikle dikkatimi çeken bir hususu paylaşmak istiyorum. Bu sürecin barış getireceği, çatışmasızlık ortamı oluşturacağı söyleniyor. Fakat Dem Partili Tuncer Bakırhan’ın geçtiğimiz günlerde köy korucularıyla ilgili yaptığı açıklama toplumu derinden rahatsız etti. Açıklaması aynen şöyle:

 

“Şimdi inşallah korucu arkadaşlar herhalde işsiz kalmayacak. Hani çatışma, silah bittiyse dünya kadar korucu var. Hayır hayır, bunu öneri olarak da sunuyorum... Elinde silah olacağına, elindeki silahı al ver sopayı, köyde hayvan baksın yani. Hayır gerçekten ya, daha onurlu bir görevdir. Köylüsünü ezme yerine, kendi insanına silah çekme yerine… Söz veriyorum. O geçmişte yaşananlara tabii ki onların da muhasebesi yapılmalı ayrıca. Ama onları da işsiz bırakmamak için parti olarak elimizden geleni yapacağız.”

 

Burada beni asıl düşündüren ve kaygılandıran ifade ise “Geçmişte yaşananların muhasebesi yapılmalı ayrıca” sözüdür.  Ve ‘’Kendi insanına silah çekme yerine ifadesidir’’ Bu cümle, korucuların geçmişte yaptıkları görevlerin sorgulanacağı, hatta bazı operasyonlar nedeniyle bir "intikam muhasebesi" yürütüleceği anlamına mı geliyor? Bu çok tehlikeli bir söylemdir ve kamuoyuna açık bir şekilde izah edilmek zorundadır. Bakırhan daha sonra katıldığı bir programda da bu sözlere yönelik gelen tepkilere rağmen bir özür ifadesi kullanmamıştır. Medyada "özür diledi" şeklinde yer alsa da, açıklamasında herhangi bir özür ifadesi bulunmamaktadır. Köy korucuları bu açıklamalara gereken cevabı vermiştir. Ama asıl mesele şu: Eğer ortada samimi, yapıcı ve barışçıl bir süreç varsa, bu süreçte böylesine provokatif, oportünist yaklaşımlara asla yer verilmemelidir.

 

Ne yazık ki bugün yaşananlar bize sürecin hiçbir şekilde şeffaf yürümediğini göstermektedir. Türk milletiyle süreç hakkında açıkça bilgi paylaşılmamakta, sürekli olarak bir belirsizlik ortamı yaratılmaktadır. İnsanlarımız tedirgin çünkü geçmişte yaşanan acılar hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyor. Yaklaşık 800'e yakın vatan evladı, benzer bir “siyasi süreç” uğruna hayatını kaybetti yaralandı gazi kaldı…

Bugün TSK’dan Atatürkçü subayların ihraç edildiği bir dönemde, akıllara ister istemez şu soru geliyor: O dönemlerde de, ülkesine ve milletine bağlı vatan evlatları, göz göre göre bir planın parçası mı yapıldı? Liyakatli, deneyimli, cesur polisler, askerler, jandarmalar o çatışmalarda hayatlarını kaybetti. Belki bugün devletin en üst kadrolarında görev alacak, genç nesillere bilgi ve tecrübelerini aktaracaklardı. Yani o dönem yaşananlar, sadece can kaybı değil; aynı zamanda bu ülkenin geleceğine yapılmış büyük bir darbe niteliğindedir. Bu gerçek, artık herkes tarafından açıkça konuşulmalı ve tartışılmalıdır.

 

Bir de günümüz siyasi iklimin de sürekli olarak “Devlet Aklı”ndan söz ediliyor. Peki, nedir bu Devlet Aklı? Ben sade bir vatandaş olarak bu kavramı şöyle açıklamak isterim:

Devlet aklı, somut bir kişiye ait bir düşünce ya da akıl yürütme değildir. Devlet aklı bir mekanizmadır. Bu mekanizma; yasama, yürütme, yargı gibi güçlerin, kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin ve tüm bürokratik yapıların sağlıklı, şeffaf ve denetimli bir şekilde işlemesiyle ortaya çıkan ortak bir akıldır. Yani siz devletin tüm yapısını liyakatle ve adaletle işletebilirseniz, devlet aklı kendiliğinden oluşur. O zaman bireylerin yönlendirmesine ya da keyfi kararlarına gerek kalmaz; sistem zaten bu olması gereken doğru aklı üretir.

Ancak günümüz Türkiye’sinde, bırakın devlet aklını, sağduyudan bile bahsetmek mümkün değildir. Çünkü devletin temel değerleri ciddi biçimde sarsılmıştır. Hele hele güçler ayrılığı ilkesinin ortadan kalktığı bir yapıda, devlet aklından söz etmek bile mümkün değildir. Çünkü gerçek bir devlet aklı; farklı kurumlardan, farklı güçlerden gelen denge ve denetimle oluşur.

Devlet aklı aynı zamanda milletin aklıyla örtüşmelidir. Milletin benimsediği, güvendiği, gelecek umudu taşıdığı bir yapıdan söz ediyorsak, o zaman bu millet o aklın bir parçası olmuş demektir. Ama güvenin kalmadığı, insanların geleceğe dair kaygı taşıdığı bir ortamda, bu kavram yalnızca dar bir zümrenin çıkarları doğrultusunda uydurulmuş yapay bir akıl haline gelir. Bugün yaşadığımız da ne yazık ki budur.

Şayet şeffaf ve samimi bir süreç yürütülmek isteniyorsa, bu sürecin milletin gözünün önünde olması gerekir. Toplumun tüm kesimleri bu sürece dâhil edilmelidir. Örneğin benim bir önerim var: TRT’de bu süreç kamuya açık şekilde tartışılsın. En başta da en mağdur kesimler, yani şehit aileleri ve gaziler bu yayınlara çıkarılsın, onlara da söz verilsin.

Hatırlarsınız, DEM Partili Pervin Buldan, “Anneleri bir araya getireceğiz” demişti. Elbette ki hiç kimse anneler ağlasın istemez. Hiçbir evladın canı yansın, hiçbir gelecek kararsın istemeyiz. Ama gelin, bir soralım: PKK tarafından şehit edilen evlatlarımızın anneleriyle, bu sözde barış masasının diğer tarafındaki kişiler bir araya geldiğinde ne olmasını bekliyoruz? Hatta bu sürece Diyarbakır Anneleri de dahil edilsin bir sorulsun onlara mağduriyetleri. Hatta kendileri Cumartesi Anneleri ni de dahil etsin tüm anneler dahil edilsin. Her şey açıklıkla şeffaflıkla ortaya koyulsun mağdur taraf  kim? kimler mağdur edilmiş? Türk milleti tüm gerçekliği ile görsün. Bu buluşmalar TRT'de yayınlansın, tüm Türkiye izlesin. 

Göreceğiz ki Türk milleti, daima mağdurların ve şehitlerinin yanında durur. Devletine başkaldırmış, öğretmeninden askerine kadar nice masum insanı katletmiş bir örgütün yanında olmaz, olamaz.

 

Sayın Bahçeli, bir zamanlar miting meydanlarında “İmralı canisini serbest mi bırakacaksınız?” diye haykırıyordu. Bugün aynı Bahçeli, dün bebek katili dediği kişiye “umut hakkı” istiyor. Buradan sade bir vatandaş olarak sormak istiyorum: Sayın Bahçeli, ne zamandan beri dünün sizin ifadenizle “imralı canisi” bugünün “barış öncüsü” oldu? Dün vatan haini dediğiniz kişiyi bugün nasıl “kurucu önder” olarak tanımlayabiliyorsunuz? Bu soruların cevabını vermek  millete borcunuzdur. Ayrıca evet Abdullah Öcalan bir bebek katilidir! Bunu biz değil bizzat sorgusunda kendisi ifade etmiştir. Bu da devletin kayıtlarında mevcuttur ve sorgusunu bizzat yapan Emekli Albay Sayın Hasan Atilla Uğur açıklamıştır.

Albay Hasan Atilla Uğur:

"İmralı'da bebek katili Öcalan’ı sorgularken, 'telsizden ses kayıtların var, bebeklerine kadar öldürün diyorsun’ dedim. Verdiği cevap;

'İnsanları PKK'nın karşısında duramaz hale getirmek için bunları söylemem gerekti' dedi.”

Burada net olarak açıkça örgütün büyümesi için bebekleri canice katlettirdiğini itiraf ediyor…

 

 

Eğer gerçekten bir süreç yürütülüyorsa ve bu süreç samimiyse, sadece göstermelik şehitlik ziyaretleri yapmak yetmez. Gerçekten şehit aileleri ve gazilerle oturulmalı, onların acısı paylaşılmalı, soruları yanıtlanmalıdır. Eğer onlar ikna olursa, biz sade vatandaşlar için zaten başka söz kalmaz. Bizim boynumuz onların karşısında kıldan incedir. Ama bugün gördüğümüz manzara şu: Gazilerimiz madalyalarını çıkartıp cebine koyuyor, şehit aileleri mezar başlarında isyan ediyor. Bu, samimi bir sürecin göstergesi değildir. Eğer bu süreç samimi olacaksa, işe madalyasını göğsünden çıkarıp cebine koyan o gazilerimizi ikna ederek başlayabilirsiniz…

 

Burada belki herkes aynı fikirde olmayabilir ama bir hususu açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum: Kürt kökenli vatandaşlarımızın mağduriyetleri de vardır. Evet bu mağduriyetin asıl sorumlusu eli kanlı PKK terör örgütütür. Pkk Kürtleri mağdur etmiştir. Zorla dağa kaçırılan, tehdit edilen, eline silah verilen nice gençte bu ülkenin evladıdır. Nitekim Diyarbakır Annelerinin yaşadıkları da ortadadır. Eğer Dem partililer Anneleri birleştirmek istiyorsa işe önce Diyarbakır Annelerinin sorununu çözmek ile başlayabilirler! Mağdur olan Kürt kökenli kardeşlerimiz bu milletin vazgeçilmez ve koparılamaz bir parçasıdır ve zorla suça sürüklenmişlerdir. Bunun ayrımını devlet derin bir ciddiyetle yapmalıdır.  Asıl Kürt sorunu PKK’nın Kürtlere yaşatmış olduğu sorundur asıl Kürt sorunu da budur! PKK, emperyal güçlerin desteğiyle Kürt kardeşlerimizi araç olarak kullanmıştır. Elbette geçmişte devlet gücünü elinde tutan bazı unsurlar, hatalar yapmış olabilir. Bu hataların sorumluları kimse, hesap vermelidir. Eğer ortada bugün o sorumlular yoksa devlet olarak mağduriyetlerin giderilmesi için ortam hazırlanmalıdır. Bunu da açıkça ifade etmekten hiç çekinmiyorum. Ancak devletin gücünü kendi gücü sananların yapmış olduğu yanlışlar tümüyle Türkiye Cumhuriyetinin bir yanlışı olarak kabul edilemez!

 

Bazı Kürt kökenli vatandaşlarımız kendilerini eşit hissetmediklerini ifade ediyorlar. Bu konuda yalnız değiller. Çünkü ben de bir Türk kökenli bir vatandaş olarak kendimi eşit hissetmiyorum. Ama bu eşitsizlik “anayasal vatandaşlık” tanımıyla çözülecek bir şey değildir. Anayasadaki Türk vatandaşlığı tanımı değişse bile bu eşitsizlik ortadan kalkmaz. Çünkü sorun kimlikte değil, hak, hukuk ve adalette yaşanan eşitsizliktedir.

Bugün Türkiye’de yaşayan herkes –Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkes’i, Alevisi, Sünnisi v.d. fark etmez– ekonomik adaletsizlikten, hukukun işlemezliğinden, liyakatsizlikten şikayetçidir. Yani aslında hepimizin sorunları ortaktır. Ve bu sorunlar ancak gerçek adaletli adil bir devlet yönetimi anlayışıyla, şeffaflık ve samimiyetle çözülebilir.

 

PKK’nın sözde fesih bildirgesinde Lozan Antlaşması’nı hedef alması ve Sevr özlemini açıkça dillendirmesi artık herkesin malumudur. Benim bu noktada aklımın almadığı şey ise şu: Diyelim ki bu ülke bölündü, güneydoğudaki topraklarımız farklı bir şekilde yönetilmeye başlandı. O topraklara ayak basacak olan emperyal güçler, gerçekten bu bölünmeyi isteyenlere, “alın, siz yönetin hadi bakalım istediğiniz oldu” mu diyecek? Tabii ki Asla böyle olmayacak. Bu ülkede yaşamakta olan insanlar, başta Kürt kardeşlerimiz olmak üzere, zulüm görecek; emperyalistlerin çıkarları uğruna araçsallaştırılacaklar. Çünkü bu yapıların derdi özgürlük, eşitlik ya da kardeşlik değil; sadece çıkar ve kontrol alanlarını genişletmek. Ama ne mutlu ki Türkiye Cumhuriyeti böyle bir senaryoya asla müsaade etmeyecek! Ve buna toplumun tüm kesimiyle birlikte dur diyecek. Kaldı ki zaten bu ülkeyi toplumun tüm kesimleriyle beraber yönetiyoruz Kürt kökenli birçok siyasetçimiz devletin en önemli kademelerinde görev almaktadır. Bundan kimse de bir rahatsızlık duymamaktadır. Bugün güneydoğu bölgelerinde de genel seçimle demokratik seçimler yapılmakta ve halk sandığa giderek iradesini ortaya koymaktadır. Ancak halkın oy iradesiyle seçilen bazı belediyelere atanan kayyım uygulamaları doğal olarak rahatsızlık yaratmaktadır. Bu konuda eleştiri getiren vatandaşlarımızın haklı noktaları vardır ve ben de bu konuda itiraz edenlerin yanında yer alıyorum. Ancak bu uygulamaların tamamen kaldırılması da doğru değildir. Sizin de geçmişte dile getirdiğiniz gibi, bu sürecin anayasaya uygun, belgeli ve hukuki bir temelde yürütülmesi gerekmektedir. Sadece İçişleri Bakanlığı’nın yayımladığı bir idari belgeye dayanarak yapılan kayyum atamaları, kamu vicdanını rahatsız etmektedir. Bu konuda daha şeffaf, yargı kararlarına dayanan ve açık delillerle gerekçelendirilmiş bir süreç izlenmelidir

.

Bu arada İç İşleri demişken buradan İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya’ya da şunları söylemek istiyorum;

Haziran 2017’de, PKK terör örgütü tarafından şehit edilen Şenay Aybüke Yalçın öğretmenimiz, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da anıldı. Ancak ne acıdır ki, bu yıl yapılan anma mesajında “PKK terör örgütü” ifadesi yer almadı. Bu durum, inanın akıl alır gibi değildir. Geçen yıl açıkça “hain teröristlerce şehit edilen” ifadelerini kullanmış olan bir bakan, bu yıl neden bu ifadeden kaçınır anlamış değilim. Düşünebiliyor musunuz ülkenin İç İşleri Bakanı PKK Terör Örgütü diyemiyor…

Sayın Bakan’a buradan sormak gerekir:
Aybüke öğretmenimizi kim şehit etti? Hangi örgüt tarafından şehit edildi?

Bu milletin kalbinde her şehitimiz gibi Şehit Aybüke öğretmenin de yeri hep canlıdır. Ve şunu da açıkça söylemek gerekir: Eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı, Aybüke öğretmenin şehadetinde PKK’yı anmaktan çekiniyorsa, durum gerçekten vahim bir hal almıştır.

Siz eksik anmış olabilirsiniz Sayın Bakan, ama ben buradan tamamlamak isterim. Hatta, belki unutmuşsunuzdur diye geçen yıl ki sözlerinizi hatırlatarak anmak isterim:

“Hain teröristlerce şehit edilen Aybüke Yalçın öğretmenimize Allah’tan rahmet, ailesine ve milletimize sabırlar diliyorum.”

Millet olarak yaşadıklarımızı unutmamak, unutturmamak ve acılarımıza sahip çıkmak zorundayız. Çünkü bu topraklar, bedeli kanla ödenmiş bir vatanın parçalarıdır. Bu bedeli ödeyenlerin adını anmaktan, onlara saygı duymaktan geri durmak; bizi millet yapan en temel değerleri zedeler…

 

 

Bugün Türkiye’de bir “Kürt meselesi” var mıdır? Bence vardır. Ancak bu mesele, bazı kesimlerin iddia ettiği gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin temel yapısında değil, PKK terör örgütünün yıllardır bölgede uyguladığı baskı, şiddet ve propaganda sisteminde yatmaktadır.

 

En büyük Kürt meselesi; PKK tarafından zorla dağa kaçırılan, eline silah verilen ve devlete karşı kışkırtılan Kürt kökenli vatandaşlarımızın yaşadığı trajedidir. Bu örgüt, Kürt halkının temsilcisi değil, aksine en büyük düşmanıdır. Gerçekten bir çözüm isteniyorsa önce bu acı gerçeğin kabul edilmesi gerekir.

 

Devlet, kendisine karşı işlenen suçları affedebilir. Ancak vatandaşına karşı işlenen suçların affı için mağdurların da rızası gerekir. Bu nedenle çözüm, affetmekten değil, adaleti tesis etmekten geçer.

 

Bazı siyasi yetkililerin son dönemlerde “100 yıllık ara sona ermeli” şeklindeki açıklamaları, Cumhuriyet’e ve Atatürk’e karşı açık bir düşmanlığın dışavurumudur. Oysa Cumhuriyet, hepimizin ortak değeridir. Elbette her dönemde hatalar, ihmaller yaşanmıştır. Ancak bu durum, Cumhuriyet düşmanlığını haklı çıkarmaz. Hatalar bireylerin ve dönemlerin hatasıdır, Cumhuriyet’in değil. Cumhuriyete her seferinde karşı çıkan ama cumhuriyetin tüm nimetlerinden faydalanan insanların, neden cumhuriyete karşı olduklarını bir türlü anlayamıyorum. Elbette cumhuriyetin her döneminde tam anlamıyla demokrasi yaşanmadı, ciddi aksaklıklar oldu. Bu süreçte bazı mağduriyetler yaşanmış olabilir. Ancak bu ülkede, iktidarı elinde bulunduran herkes, ne yazikki kendi dönemini kalıcı hâle getirmek adına çeşitli yanlışlara imza attı. Ne yazık ki bunun bedelini bütün millet, hatta devlet olarak Türkiye ödedi; bugün de ödemeye devam ediyor. Eğer bir mağduriyet varsa, bu mağduriyetin çözülmesi için gerekli adımlar elbette atılmalıdır. Ancak bu, cumhuriyet düşmanlığını asla haklı çıkarmaz.

 

Şunu da açıkça ifade etmek isterim: Eğer bu cumhuriyeti bir Kürt kökenli lider kurmuş olsaydı, eğer bu toprakları o kurtarmış ve halkı sefalet ile esaretten o çekip çıkarmış olsaydı, ben buna da sevinir, onur duyardım. Neden mi? Çünkü vatanımı kurtarmış, milletimi özgürlüğe kavuşturmuş olurdu. Ama tarih bir Atakürt yazmadı yani tarihte bir Atakürt yok tarihte bir tane Atatürk var ve tarih bir tane Atatürk yazdı ve O da Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. O, dünya siyasetinin gördüğü en büyük liderlerden biridir. Ve onun etrafında her etnik kökenden insanımız vardı. Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kürt kardeşlerimizi hiçbir zaman “azınlık” olarak görmemiştir. Aksine, “Kürtler bu milletin asli unsurudur” diyerek kürt kardeşlerimizi bu milletin temeli olarak görmüştür. Ve görmekte de son derece haklıdır.

 

Ne acıdır ki, bugün bazı çevreler “Türkiyeli” ifadesiyle vatandaşlık tanımını sulandırmakta, bu topraklarda bizi millet yapan kavramları zayıflatmaya çalışmaktadır. Oysa anayasamızda yer alan vatandaşlık tanımı dünyanın en sade ve en kapsayıcı tanımlarından biridir:

“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”

Bu bir etnik tanım değil, bir yurttaşlık tanımı bir uyruk tanımıdır. Almanya'da bir vatandaş Alman’dır, Fransa'da Fransız’dır, Amerika’da Amerikan’dır, İtalya’da İtalyan’dır. Biz neden “Türkiyeli” olalım? Bu kavram, birliğimizi değil, ayrışmamızı teşvik eder.

Bazı Kürt kökenli kardeşlerimiz “eşit hissetmiyoruz” diyor. Bu hissiyat elbette önemlidir. Ben de Türk olarak eşit hissetmiyorum. Çünkü bu ülkede adalet, liyakat ve ekonomi gibi temel konularda kimse kendini eşit ve güvende hissetmiyor. Yani Kürtlerin de Türklerin de sorunu aynıdır: Hakkaniyetli bir düzenin eksikliği.

 

 

Dil konusuna gelince… Albert Camus’nun şu sözü çok çarpıcıdır:

“Benim iki vatanım var; biri Fransa, diğeri Fransızca. Fransa'yı koruyup kollayabilmek için Fransızcanın sınırlarında nöbetteyim”

 

Bizim de Türkçemiz var. Tüm diller öğrenilmeli, konuşulmalı zaten konuşuluyor da ancak devletin resmi dili tek olmalıdır. Bu, toplumsal birlik ve ortak aidiyet için bir gerekliliktir. Dil, yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir kültür ve kimlik taşıyıcısıdır. Tabii ki de herkes ana dilini özgürce konuşabilmelidir. Zaten bu konuda günümüz Türkiye’sin de böyle bir sorun yoktur. Ana dil eğitimi de verilebilir tabii bunun karar vericileri toplumun önde gelen dil bilimcileri ve eğitimcileridir.

 

Eğer tarihsel konularda hâlâ kafalarda soru işaretleri varsa, bu meseleler de açıklığa kavuşturulmalıdır. Ancak bunu kutuplaşma ve suçlama ile değil, TRT ekranlarında tarafsız tarihçilerden oluşan bir komisyonla, belgelerle, açık açık tartışarak yapmak mümkündür. Konuşan, tartışan ve öğrenen bir Türkiye’ye herkesin ihtiyacı var…

Demokrasi tarihimiz hatasız değildir. Ama bu topraklarda özgür bir gelecek hayali kuran herkesin, bu Cumhuriyet çatısı altında bir arada yaşaması mümkündür. Bizi ayıran kimlikler değil, ayrımcılığı körükleyen siyasettir. Ve tekrar söylüyorum: Kürt sorunu varsa, bu PKK’nın Kürt halkına yaptığı zulümdür. Devlet bu konuda tarafını net ortaya koymalı; halkla birlikte çözüm üretmeli, terör örgütlerini değil, halkın kendisini muhatap almalıdır.

 

 

Bazen düşünüyorum…

İçinde bulunduğumuz bu siyasi iklimde, mevcut yönetimin artık hiçbir şekilde yeni bir siyasi kazanım alanı kalmadı. Peki bu yüzden geçmişte olduğu gibi tekrar güvenlik politikaları üzerinden mi bir alan açılmak isteniyor? Bu politikaların uygulanabilmesi için bir “güvensiz ortam” inşa edip tekrar güvenlik politikaları ile kazanılan bir siyasi alan mı inşa edilmeye çalışılıyor…  Geçmişin acı hatıraları, bugün yaşadıklarımızla birleşince, bu sorular zihnimde yer etmeye devam ediyor. Devlet, halkını korkuyla değil, adaletle yönetir. Eğer birileri yeniden bir güvenlik krizinden siyasal fayda devşirmeyi umuyorsa, bu millet bunu daha önce yaşadı ve unutmadı.

 

 

Sayın Genel Başkanım,

Siz, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu ile birlikte, aynı hukuksuzluğun ve adaletsizliğin içinde tutsak edildiniz. İkinizin de farklı siyasi çizgilerden geliyor olmasına rağmen ortak noktada buluştuğunuz şey: Hak için siyaset yapmanız ve halkı öncelemenizdir.

Sayın İmamoğlu’na da bir mektup yazmıştım. O mektubumun kendisine ulaştığını umuyorum. Şimdi size de aynı duygularla yazıyorum. Sizi sadece her ortam da takdir ettiğim bir siyasi Lider olarak değil aynı zaman da haksızlığa uğramış, ülkesini seven bir vatandaş olarak görüyor ve destekliyorum. Ben inanıyorum: Siz de özgürlüğünüze kavuşacaksınız. Sayın Ekrem İmamoğlu da… Ve inanıyorum ki siz özgür kaldığınızda, Sayın İmamoğlu’nun özgürlüğü için de tüm samimiyetinizle mücadele edeceksiniz. Çünkü bu mücadele artık sadece kişilerin değil, adaletin, vicdanın ve halkın özgürlük arayışının bir mücadelesidir.

 

Bizler dışarıda, sizi yalnız bırakmamaya çalıştık. Sosyal medyada, sokakta, evimizde, dualarımızda hep yanınızdaydık. Elimizden geldiğince, gücümüz yettiğince sesimizi duyurmaya çalıştık. Ama hiçbir zaman devletimize düşmanlık etmedik. Polisimize, askerimize, bayrağımıza saygımızdan asla taviz vermedik. Çünkü bizim kavgamız devlete değil, devleti araçsallaştıran yanlış zihniyetlerledir. Ama bu gözler maalesef bazı güvenlik güçlerimiz tarafından Türk Bayrağının tekmelendiğini de gördü… Bu görüntüler zaten medya ya yansımıştı… Ve bu olanlar hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Oysa Türkiye bir hukuk devletidir diye her gün açıklama yapanların Türk bayrağının korunması konusunda ki kanunlardan haberinin olması gerekiyordu…

Ne acıdır ki, bizi halkla halkı karşı karşıya getirmeye çalışanlar; sırça köşklerinden, lüks makam odalarından bu sahneyi izlemekle yetindiler. Ama tarih unutmaz. Tarih yazılırken kimin hangi safta durduğunu da, hangi zulme sessiz kaldığını da not eder.

 

Ben, sizlerin iletişimini, görüş alışverişini, ileride kurulacak yeni siyasi iklim açısından çok önemsiyorum. Çünkü bu ülkenin artık yeniden nefes almaya, yeniden umutlanmaya, yeniden adaleti hissetmeye ihtiyacı var.

İçtenlikle diliyorum ki bu düzen değişsin. Türkiye yeniden birlik ve beraberlik içinde, temiz, adil, huzurlu bir geleceğe yürüsün. Siyasi hesaplarla değil; vicdanla, halkla ve hakkaniyetle yol alınsın. Çünkü bu ülke hepimizin. Çünkü Yüce Türk Milleti her şeyin en güzelini hak ediyor.

 

 

Sayın Genel Başkanım,

 

Sizin yokluğunuz ülkemizde fazlasıyla hissediliyor. Nüfus dengemiz tamamen bozulmuş durumda. Sığınmacılar ve kaçakların sayısı her geçen gün artarken, Türk nüfusu giderek azalıyor. Bu durum artık büyük bir sorun hâline gelmiştir. Ancak ne yazık ki bu konuda ne somut bir çalışma yapılmakta ne de bu sorunlar açıkça dile getirilmektedir.

Yürütülen süreçte milletimizle şeffaf bir biçimde paylaşılmıyor. Kapalı kapılar ardında bir şeyler yönetiliyor ve bu durum, Türk milletine hiçbir şekilde açıklanmıyor. Zaman zaman göstermelik şehitlik ziyaretlerin de bazı ifadeler kullanılıyor olsa da bunların hiçbiri yeterli değildir; aksine, toplumun gazını almak istemekten öteye geçmemektedir. Özellikle merhum Alparslan Türkeş’in mezarında Syn. Bahçeli’nin yaptığı, Abdullah Öcalan’a “kurucu önder” imasında bulunan açıklaması hem şehitlerimizde hem gazilerimizde hem de vatanına ve bayrağına bağlı tüm yurttaşlarda büyük bir şaşkınlık ve üzüntü yaratmıştır. Bu açıklama, milliyetçi camiada onur kırıcı bir etki yaratmıştır.

Ben mevcut yönetimin aldığı bu pozisyonları, siyasi istikbal arayışı olarak görüyorum. Hangi kesim de oy potansiyeli varsa ona yönelen, ilkesiz bir siyaset izlenmektedir. Yarın bir gün örnek veriyorum en karşı çıktıkları LGBT oyları siyasete etki edecek noktaya gelse hemen en büyük savunucularının kendileri olacağını görmek hiç de zor değildir. Zaten mevcut yöneticilerinin zamanında LGBT hakkında söylemleri de arşivlerde kayıtlıdır. Hatta ülkede çoğunluklu uzaylı bir oy potansiyeli bulunsaydı onlarında onların da oyuna talip olmak için ellerinden geleni yaparlardı :) Latifeyi bir kenara bırakırsak elbette bir siyasi parti toplumun her kesiminden oy almak isteyebilir; bunda bir sakınca yoktur. Ancak bu, bir duruşa, bir ilkeye siyasi bir omurgaya sahip olunarak yapılmalıdır. Bugün geldiğimiz noktada, ne yazık ki mevcut yönetimde ne bir milli duruş ne de bir omurga kalmıştır… Seçim döneminde söylediklerinin tam tersini yapan bir siyasi kadronun, artık halk nezdinde meşruiyeti fiilen

kalmamıştır. Üstelik bu söylediklerinin tersini yaparken, bir açıklama yapma gereği dahi duymamaktadırlar.

Umarım ülkemiz, daha sağlıklı bir siyasi geleceğin kapılarını aralar…

----------

Sayın Genel Başkanım, çok kıymetli hocam, değerli ailenizle birlikte hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum. Size sağlık, huzur ve özgürlüğe kavuşacağınız günlerin en kısa zamanda gelmesini temenni ediyorum.

Ailenizle yeniden bir araya geldikten sonra dinlenmiş ve yenilenmiş bir şekilde Türk siyasetinde kararlı ve sağlıklı adımlar atmaya devam edeceğinize yürekten inanıyorum. Yaşadığınız onca zorluğa rağmen, hayallerinizin ve hedeflerinizin hâlâ dimdik ayakta olduğunu da hissediyorum.

Bizler, Atatürk’ün gençleri, cumhuriyet sevdalıları olarak; sizin bu ülke için en iyisini yapacağınızdan ve bunun için mücadele edeceğinizden asla şüphe duymuyoruz.

 

En kalbi duygularımla selamlıyor, ellerinizden öpüyorum.

Allah’a emanet olun.

Sağ olun, var olun.

İyi ki varsınız.

Saygılarımla.

 

Bir Türk Genci

#1547
Süleyman D.

30 Mayıs 2025

Merhabalar Sayın Genel Başkanım Sevgi ve Saygıyla Selamlar Olsun Efendim Sevgilerimle Her Daim Sizinleyiz Yanınızdayız Başkanım Mücadelenize her zaman destek veriyoruz. Sevgili Başkanım bu haksız tutukluluğunuzun bir an evvel bitmesi ve adaletin hakkıyla yerini bulmasını en kalbi duygularımla temenni ediyorum. Görevinizin Zafer Partisi'nin başına geri gelmenizi ve beraberlik içinde yürümemize az kaldı İnşallah efendim Saygılarımla. Konya Cihanbeyli ilçesinden Süleyman Durna 🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷

#1546
Ahmet B.

24 Mayıs 2025

Ümit hocam umarım iyisinizdir...Sizin durumunuzu ve vatanımızın haline bakınca üzülüyor, bazen ağlıyor ve "ah sin zaman" türküsünü dinliyorum.Her şeye rağmen ulusun çıkarlarının arkasında, mücadele halinde olduğumuzu bilmeni isterim.Hocam sizin 11 Haziran'da aramızda olmanızı umut ediyorum. 
Sizi gönülden seviyorum. Yaptıklarınızı oldukça cesur buluyorum. Tıpkı Kuvvacı Kahramanlar gibi bugün de siz en ön saflarda mücadeleyi sürdürüyorsunuz. 
Şunu da söylemek isterim.Biz yalnız ve kimsesiz değiliz!Biz Orhun'da taşları kazıyanlarız,Biz emperyalistlerin bu topraklarda kökünü kazıanlarız . Bizim binlercemiz toprağın altındadır. Görevini bitirmiş ve bayağı bizlere teslim etmiştir. Esenlikler diliyorum hocam .


#1545
Deniz K.

23 Mayıs 2025

Sayın Hocam, sizi hürmetle selamlarım.18 yaşında bir türk genci ve asker çocuğuyum, gerçi her türk bir asker ve vatan evladı olarak doğar orası ayrı. Hukuksuzluk ve dik duruşunuzdan dolayı sizin önünüzde eğilir ve sizi ordan çıkartmaya gücüm yetmediği için özür dilerim. Ama bizler Atatürk'ün gençleri olarak elimizden ne geldiyse yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Bu mektubu hiç okur musunuz bilmem ama umarım sizinle bir an da olsa sohbet edebilmişizdir bu mektupla. Korkuyorum hocam, bu ülkenin gidişatından korkuyorum. Ama korku bizi yıldırmaz. İçimizde sönmeyen intikam ateşi var. Türk evladının kendi ülkesinde garip duruma düşmesine, teröristlerin affedilip şehitlerimizin ve gazilerimizin unutturulmasına izin vermeyeceğiz.Yüzyüze, özgür bir günde görüşmek üzere.

#1544
Sinan

22 Mayıs 2025

hocam her gün şehit videoları izleyip ağlıyorum ne zaman geri geleceksiniz 

#1543
Talha A.

19 Mayıs 2025

Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ,Ben ülkesine ve milletine faydalı olmak adına mücadele eden 25 yaşında bir mühendisim. Yoğun iş tempomun yanında gündemi olabildiğince takip etmeye çalışıyorum. Haklılığınızın tıpkı 2+2=4 gibi aşikar olduğunu görüyorum. Her geçen gün yaşananlar söylemlerinizi doğruluyor. İnsanlar şuan vurdum duymaz gözüküyor olabilir. Maalesef tehdit dibimize kadar gelmeden kolay kolay uyanamıyoruz. Uyanışın ve tüm Türkiye olarak isyanın daha geç olmayacağını tahmin ediyorum. Orada kendinize iyi bakın. Ümit asla tükenmeyecek

#1542
Cihangir

14 Mayıs 2025

Sayın Ümit Özdağ,


Sizleri uzun zamandır dikkatle izliyorum, söylediklerinizi, duruşunuzu ve Türkiye'nin geleceği için gösterdiğiniz azmi takdirle karşılıyorum. Bu mektubu yazarken, bir insan olarak, bir vatandaş olarak, bir Türk evladı olarak içimde biriktirdiğim duygularımı ve düşüncelerimi dile getirme ihtiyacı hissettim. Ülkemiz, tarih boyunca pek çok zorlukla karşılaştı. İçinde bulunduğumuz bu dönemde de, bizi geleceğe taşıyacak, bu zorlukların üstesinden gelebilecek liderlere ve düşüncelere her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Siz, hem bir siyasetçi, hem de bir düşünür olarak, bu sorumluluğu omuzlarınızda taşıyan az sayıda insanın başında geliyorsunuz. Söylediğiniz sözlerin arkasında duran ve hayatı boyunca vatanını savunmuş bir adam olarak, her zaman halkın sesi oldunuz.


Ancak, bazen yalnızlık, doğru bildiğini savunurken karşına çıkan engeller, her şeye rağmen dimdik durmaya çalışan bir insanı yıpratabilir. Bir liderin en büyük sınavı, bu yolda yürürken karşılaştığı zorlukları ve yalnızlıkları kabullenmek, ama yine de vazgeçmemek ve yürümeye devam etmektir. Bunu başardığınızı görüyorum. Zorluklar karşısında bile, halkınız için doğru bildiklerinizi savunmaktan geri durmadınız. Bu, yalnızca cesaretin değil, aynı zamanda bir liderin sahip olması gereken en temel özelliktir. Ülkemizin geleceği, içinden geçtiğimiz krizler, toplumsal kutuplaşmalar ve ekonomik sıkıntılar göz önüne alındığında, bize rehberlik edebilecek güçlü bir liderlik anlayışına, insani değerlere ve vizyona sahip insanlara ihtiyaç duyuyor. Bu noktada siz, ülkenin geleceği adına kaygı duyan milyonların umut ışığısınız. Duygusal olarak değil, mantıklı bir şekilde düşünmek gerekirse, Türkiye’nin daha sağlıklı bir geleceğe ulaşabilmesi için seslerinizi duyurmak, doğru politikaları savunmak ve her koşulda hakikate sadık kalmak zorundasınız.


Düşünceleriniz ve idealleriniz, çoğu zaman büyük bir yalnızlık duygusuyla yüklense de, bilmelisiniz ki bu yalnızlık sizi yıkmaz. Aksine, daha güçlü kılar. Çünkü gerçek liderler, halkın sıkıntıları ile empati kurabilen ve onlara umut verebilen insanlardır. Gerçekten de yalnız değilsiniz. İnsanlar sizin gibi vicdanlı, cesur ve kararlı bir liderin varlığını hissettikçe, umutları daha güçlü olur. Sizden tek isteğim, yürüdüğünüz bu yolda, daima inandığınız doğruyu savunarak ilerlemenizdir. Biliyorum ki Türkiye, sizin gibi bir liderin düşüncelerine ve sesine her zaman ihtiyaç duyacaktır. Ne olursa olsun, karşınıza çıkan engelleri aşarken, insan olmanın erdemini unutmayın ve halkınıza olan bağlılığınızı her zaman koruyun. Çünkü halk, ne zaman en zor durumda olursa, doğru liderini bulacak ve ona tutunacaktır.

Ümit Özdağ, bu mektubu size yazarken tek amacım, sizi ve ülkenin geleceği için verdiğiniz mücadelenin değerini hatırlatmaktır. Durduğunuz yerin önemi büyük, gösterdiğiniz cesaret her daim takdir edilecektir.

Halkın ve bu ülkenin size olan ihtiyacı devam ettikçe, doğru bildiğiniz yolda yürümeniz için her zaman desteğiniz olacak.


Saygı ve minnetle,

#1541
Oğuz İ.

13 Mayıs 2025

Ümit Özdağ Hocama,

Ben bir Türk genci olarak bu satırları size, içeride haksız yere tutulduğunuzu bilerek ve vicdanımın sesiyle yazıyorum. Bugün yaşanan bu adaletsizliğin, sadece size değil; düşünce ve ifade özgürlüğüne, Türk milletinin iradesine ve geleceğine yapılmış bir saldırı olduğunun farkındayım.


Siz Türk milletinin haklı sesi oldunuz. Ben de o sesi duyan, hisseden ve bu doğrultuda hareket eden gençlerden biriyim. 


Atatürk’ün o büyük sözü kulağımda yankılanıyor:


“Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır.”


İşte ben, bu söze yürekten inanarak, bu karanlık günlerde bile umudu ve mücadele azmini yüreğimde taşıyorum.

Sayın Hocam, size ve sizin şahsınızda milli duruşa yapılan bu baskılara karşı ne yapılması gerektiğini tam olarak kestiremiyorum. Ancak bilmenizi isterim ki, elimden ne geliyorsa yapmak için buradayım. Sizinle tanışmak, fikirlerinizi dinlemek, sizin mücadelenizi kendi mücadelemle birleştirmek ve bu yolda omuz omuza yürümek istiyorum.

Zorluklara karşı yılmadan, susmadan, geri çekilmeden; milletimiz, vatanımız ve Türk gençliği için dimdik ayakta duracağımıza söz veriyorum.

Sizinle aynı idealleri paylaşan bir Türk genci olarak saygı ve selamlarımı iletiyor, ellerinizden öpüyorum

Ne Mutlu Türküm Diyene!



#1540
Cafer E.

13 Mayıs 2025

Sevgili hocam Zafer partisi il başkanı Mustafa Kılıç'ın ilçe başkanımız Seyhan çopuroğlu'na yapmış olduğu yanlışı size anlattım sizden istirhamım bu hadiseyi benden öğrendiğinizi il başkanı Mustafa kılıç da dahil hiç kimse bilmesin. Bu hadiseyi  soranlara Seyhan başkan'ın kendisinden öğrendiğinizi söylerseniz bize minnettar kalır Kırşehir olta balıkçıları derneği başkan yardımcısı Cafer Er Saygı ve sevgilerimle hocam Allah'a emanet olun

#1539
Cafer E.

13 Mayıs 2025

Sevgili hocam öncelikle Allah'ın selam ı merhameti rahmeti üzerinize olsun hocam bu mektubu kırşehir'den yazıyorum bu size yazdığım 2 mektubum olacak Hocam üzülerek Zafer partisi Kırşehir il başkanlığı konusunda ve il başkanı Mustafa kılıç hakkında yaşanmış olumsuz bir hadiseyi anlatmak zorundayım. Hocam yıl 2022 Kasım ayında il başkanı Mustafa kılıç Zafer partisi ilçe başkanımız Seyhan çopuroğlu'na esnaf kefaletten yaklaşık 4 ay içerisinde ödeme şartıyla kendisi için yıl 2022'nin parasıyla 300 bin lira kredi çektirmiştir fakat aradan 3 yıl geçmesine rağmen il başkanı Mustafa kılıç ilçe başkanımız Seyhan çopuroğlu başkanımıza çektirmiş olduğu 300 bin lira krediyi ödememiştir il başkanı Mustafa kılıç ilçe başkanımız Seyhan çopuroğlu'nu mağdur etmiştir yani diğer anlamda il başkanımız Mustafa kılıç ilçe başkanımız Seyhan çopuroğlu'nu dolandırmıştır ilçe başkanımız Seyran çopuroğlu bu konuyu bana anlattı ben de Seyhan başkana bu konuyu Ümit hocama mektup yazarak anlatacağım dedim hocam Seyhan başkan ne yapacağına karar veremedi Seyhan başkan Mustafa başkan hakkında savcılığa suç duyurusunda mı bulunsam mahkemeye mi versem bilemiyorum şaşırdım kaldım dedi. Hocam bu anlatmamdaki sebep böyle bir kişi Mustafa kılıç denen şahıs kendi dava arkadaşına yanlış yapıyorsa Zafer partisine de kendi menfaati ve çıkarları için zarar verebilir  hocam anlattığım bu hadiseyi ilçe başkanımız Seyhan çopuroğlu'ndan da bilgi alabilirsiniz ben şimdi aşağıda Seyhan başkanımızın telefon numarasını paylaşacağım Seyhan çopuroğlu cep no:05374716221Hocam yazacaklarım bundan ibaret tekrar bir an önce aramıza dönmeniz dileğiyle silivri'den bir an önce kurtulmanız dileğiyle Allah'a emanet olun

#1538
Göksel Ç.

12 Mayıs 2025

Hocam
Mahkemede yaptığınız savunma geleceğin önemli milli metinlerinden biri olacaktır.

#1537
Beyazıd B.

06 Mayıs 2025

Sevgili Ümit Özdağ Hocam'aHocam nasılsınız iyimisiniz ben çok iyiyim.Sizi Karaman'dan destekliyor,yanınıza gelemesem bile sizi burda savuncaz ve mücadele edeceğiz.Lise 2 öğrencisi ve Anime izleyen biri olarak sizi sürekli destekliyor olacağım ve bir sonraki seçimdede oyum size olacakEn yakın Zaman'da çıkmanızı umut ediyorumEn içten sevgilerimle Beyazıd Böyük

#1536
Tolga

05 Mayıs 2025

Sayın Ümit Özdağ’a,
Ben Tolga, 26 yaşında Isparta’dan bir müzik öğretmeni adayıyım. Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda şekillenmiş Türk milliyetçiliğini kendime rehber edinen bir genç olarak, sizin fikirlerinize ve kararlı duruşunuza büyük bir saygı duyuyorum.
Şu an maruz kaldığınız hukuki sürecin zorluklarının farkındayım. Ancak bilinmesini isterim ki yalnız değilsiniz. Düşünce özgürlüğünü, milli egemenliği ve Türk milletinin bağımsızlığını savunan liderler; biz gençlere cesaret ve umut vermektedir.
Isparta’nın bir evladı olarak, Kurtuluş Savaşı yıllarında şehrimizin onurlu direnişini örgütleyen Hafız İbrahim Demiralay’ın torunları olduğumuzu, onun taşıdığı Kuvâ-yi Milliye ruhunu bugün de yaşattığımızı belirtmek isterim. O nasıl ki işgale karşı dimdik durduysa, bizler de bugün fikrine, vatanına ve milletine sahip çıkan her bireyin arkasında duruyoruz.
Henüz atanamamış bir müzik öğretmeni olarak, eğitim sistemimizdeki liyakat sorunlarını çok yakından yaşıyorum. Kimseye eğilip bükülmeden, alın terimizle bir yere gelmeye çalışıyoruz. Ukalalık olarak algılanmasın lütfen; ben bir zamanlar sanatçı Ali Kınık'ın piyanistliğini yaptım, ancak çizgimiz Atatürk olduğu için paraya tamah etmedim. Bugün hâlâ annemle yaşayan, maddi olarak kısıtlı, ama inancı ve onuru büyük bir Türk genciyim.
"Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır." Biz hiçbir zaman umudumuzu kaybetmedik. Son nefesime kadar Atatürk'ün gösterdiği yolda yürüyerek, bu cennet vatana hizmet etmek istiyorum. Hayalim bir gün atanıp çocuklara Andımızı ve İstiklal Marşı’mızı gururla öğretmek ve okutmak.
Günümüzde bilek hakkıyla bir yerlere gelmenin çok zor olduğunun farkındayım. Şu anki öğretmen atama koşulları, bizim gibi yıllarını verip umutla bekleyen genç eğitimciler için büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Eğitim sisteminin ne durumda olduğunu da siz bizden çok daha iyi biliyorsunuz.
Partinize üye olamadım, çünkü atama sürecinde siyasi bağlantıların yanlış yorumlanabileceğini düşündüm. Ancak bu süreçte annemin IBAN’ı üzerinden bütçemiz yettiğince partinize destek olmaya çalıştım. Helali hoş olsun. Çünkü biz, fikirlerimizi ve inancımızı paradan üstün tutuyoruz.
Bu mektubum, bir Türk gencinin kalbinden gelen içten bir sesleniştir. Sizinle birlikte yürüdüğümüz bu yolda, yalnız olmadığınızı bilmenizi isterim. Sizi yakından takip ediyor ve seviyorum.
Tüm baskılara, iftiralara ve yıldırma çabalarına rağmen, Atatürk çizgisinde milli duruşunuzu bozmadan ilerlemeniz bizlere güç veriyor. Verdiğiniz mücadele sadece bir siyaset değil; aynı zamanda fikir ve ahlak mücadelesidir. Bu topraklarda hâlâ umut varsa, bu umut Kuvâ-yi Milliye ruhunu taşıyan yürekler sayesinde var.
Dualarımız ve desteğimiz sizinle. Umuyorum ki en kısa sürede adalet tecelli edecek ve siz yeniden özgürce düşüncelerinizi paylaşabileceksiniz.
Güller diyarı Isparta’dan Saygılarımla,
Tolga / 2025

#1535
Sude B.

04 Mayıs 2025

Türk Milletini , askerini savunan ; yıllarını  Türkiye uğruna feda etmiş ve etmeye devam edecek olan Ümit Özdağ’a


Bu gönderdiğim ikinci mektubuma  sizin ruhsal durumunuzu merak etmem ile başlamak istiyorum. Umarım iyisinizdir , mektubuma cevap alamayacağımı biliyorum keşke bu mektuplarımı size bizzat el yazım ile gönderebilseydim fakat malum biliyorsunuz. 

Cevap alamasamda size ulaşabileceğini düşünmek bilmek de benim için yeterli. Orda olmanız beni ilk günden beri derinden üzüyor. Bir şey yapamıyor olsamda elimden geldiğinde paylaşım yaparak size destek olmaya çalışıyorum. İnşallah bir gün Zafer Partisine katıldığımda hem gönülden hemde aktif bir şekilde destek verebilirim. Ruhsal durumunuza geri dönecek olursam , umarım o sizi zorla  ve hileyle tıktıkları yerde biraz olsun  nefes alabiliyorsunuzdur.Belkide düşünmekten bunalmışsınızdır. Keşke sizin için bir şey yapabilseydim. Şahsen su sıralar ülkemizde olan biten beni çileden çıkartıyor. Özellikle bu  dönemde YKS sınavına çalıştığım içinde ekstra gelecek ve ülkemin kaygısına düşüyorum. Elimden geleni yapıyorum umarım hukuk fakültesini kazanabilirim.

Bir kaç gün önce sizin mahkemenizin olduğu günde babamla tartıştım. Sizin illaki bir sebepten içeride olduğunuzu ve içerde olmanızın bir haklı yanı olduğunu , hakaret ettiğinizi savunuyordu. Tek tek açıkladım , gerçekten tek tek açıkladım sizin yapmak istediklerinizi ve yapmak istediğiniz şeyler için rehin tutulduğunuzu anlattım. Fakat anlamak istemeyen , olaya sığ bakan kişiler her zaman varlar ve hiç bir zaman da düşüncelerini değiştirmeyecekler. Bir asker nasıl olur da karşı tarafı savunur anlamıyorum. Buna çok kafam takıldı fakat umursamamak zorundayım. Şimdi sırası değil biliyorum bir gün bende siyasette yada ülkemin kaderinde rol oynadığımda inşallah o zaman sırası gelecek , insanların düşüncelerine etki edeceğim işte o zaman anlaşılacağım. Elbet bir gün beni de anlayan bir çok kişi olacak. 


Şimdi başka bir konuya gelirsek Sırrı Süreyya. Cumhuriyete düşman , Atatürk’e düşman bir adama nasıl olur da AKM de anma töreni yapılabilir? Bebek katillerinin , yıllardır uğraştığımız PKK’nın savunucularına nasıl törenlerde konuşmalar yaptırtılır? Anlıyorum ki artık bu ülkede ünlüsünden siyasetçisine herkes ortak düşünce birliği içerisindeler aslında. Biz sadece yaşamaya ve hayatta kalmaya günün koşturmacasına kapılmışken yavaş yavaş sessizce ülkemizi , medyayı , siyaseti heryeri ele geçirmişler. Biz hiç bir şey anlamamışız. Osmanlıdaki gibi olmuş. Türkler hayat mücadelesindeyken, askere alınmayan azınlık burjuva oluvermiş. Biz elbet birileri gelir birileri yapar diyip hiç bir şeye karışmamışız. Bunları görmek kanıma dokunuyor. Bu ülkede yükseklerde olan herkes Türk düşmanıymış. Umarım ki bizler bunu değiştireceğiz. Ülkemizde asıl faşistlik Türklere yapılıyor , bunu değiştirmeliyiz. Din ile Kuran ile insanları kandıranlara karşı durmalıyız. Bu millete Kuranı biz öğretmeliyiz. İnsanlar Kuranı zaten bize okuyan var ,  zaten hocalar anlatıyor vs vs diyerekten safsatalara inanıyorlar. Sadece namaz kılıp oruç tutmakla iki hoca dinleyip onun dediklerini anlamakla dindar olunmuyor. Biz bu Dini Arap kurallarına göre yaşamamalıyız. Şeriat Arabistan kurallarıdır. Bizim ne yapımız bu kuralları kaldırır ne de düşüncemiz. Osmanlının sonu ne oldu gördük. Bizi şeytan işi diyerekten her türlü yenilikten uzak tuttular sadece kendi çıkarları için ve yavaş yavaş yıkıma sürüklendik. Bunlara izin vermemeliyiz. Bunları da aşacağımıza inanıyorum. İnsanlara gidip anlatırsak , tartışarak değilde onlara bu cemaatlerin yaptıkları gibi yaklaşırsak eğer onları doğru yola götürebiliriz. Bir gün  biz Türkler Arapların bize taktığı bu prangalardan kurtulacağız , PKK’nın bize başka devletlerle işbirliği yapıp bizi mahkum etmeye çalıştığı oyunlardan da kurtulacağız. Gençler olarak her türlü şeye gücümüz yeter. Bu ülkeyi biz kalkındıracağız , biz geliştireceğiz , daha adil bir yer yapacağız, kötülüklerden de koruyacağız. Bu mektubum biraz karışık oldu sanırım fakat düzenlemeye vaktim yok umarım anlarsınız  diyorum ve Atatürkün bir sözü ile bitiriyorum.

 

“Bütün ümidim gençliktedir.”


Sude Boz

#1534
Mehmet Ç.

03 Mayıs 2025

"Ümit Özdağ Saraya gÖZDAĞı Verdiği İçin Hapiste."Sevgili Özdağ, bu mektubu 3 Mayıs Türkçüler gününe sakladım. Dularımın sizinle olduğunu bilmenizi isterim. Bir genç olarak bugün Türkiye için hâlâ umudum varsa, bunun tek sebebi Zafer Partisi'nin iktidar olması ihtimaldir. Dilerim bir gün sizin önderliğinizde Türkiye; Türk kalacak, Atatürk'le kalacak. Temennim 2025'in Haziran ayında özgürlüğünüze kavuşmanızdır ve doğum günümün olduğu bu ayda bu güzel haberi almaktır. Lütfen siz sağlığınızı koruyun, bizde umudumuzu ve öfkemizi koruyacağız. Ellerinizden öper ve sabırlı olmanızı dilerim. Sizi çok seven Mehmet Ç.Tanrı Türk'ü korusun

#1533
İhsan D.

02 Mayıs 2025

Turklugün yılmaz savunucusu kıymetli basbuğumuz..                            .Turk milletine ve Türk yurduna adamış olduğunuz ömrunüz,mücadele azminiz ,eşsiz birikim ve donanımınız bizlere de örnek olmaktadır ve suna inanmaktayız ki Turklüğün bugün bir tek lideri siz,Türklerin tek yuvası ise zafer Partisidir..                                Kıymetli Basbuğumuz...                    Aziz vatanın gerek planlı bir şekilde mülteci istilası ile gerekse bölücü terör örgütünün yok edilmesi yerine affı ile bölümme asamasına gelmesi nedeniyle ders kitaplarına konu olacak fedakarane ve bizlere 16 büyük Türk imparatorluğunun basbuğlarını anımsatan duruşunuz ile hapiste tutulduğunuzun öfke ile farkında olan partinizin taraftarları ve mensupları olarak sizi örnek alarak ,sizin sözlerinizi yolumuza meşale edinerek Turklüğü ve son kalemiz partimizi daha büyük bir inanç daha bir güç ve enerji ile savunmakta ve sizin kadar olmasada mücadele etmeye,Kuvayİ milliye ruhunu yaşatmaya çalışıyoruz..             Saygı değer basbuğumuz.        Sizi basbuğ gören partimizi yasadığımız evlerden işlerimizden ve hayatımızdan daha üstte tutan bizler haddimiz olmadan affınıza sığınarak bir istirhamda bulunmak istiyoruz..Bize öğrettiniz ve farkındalık yarattığınız bopçu ve Türk milletinin varliğına kastaden zümre Ebedi önderimiz ve basbuğumuz Ataturke ve kurduğu Turkiyemize ve ilkelerine karşı surdurdügü iftira, yalan ve mesnetsiz iddialarında değerli varlığınız ve Zafer partimiz sayesinde basarısız oluyorlar..Ancak bir kaç gündür sistematik bir şekilde Anadolu topraklarında genetik anlamda Türk bulunmadığını,hatta Türküm diyenlerin genetiğinin farklı olduğu ,Türk olgusunun bir sentez olduğu hususlarında bir propagandaya giriştiler ve git gidede yayıyorlar...Biz bu hususta sizin izniniz ve gösterdiğiniz yolda karşılık veriyoruz ancak sizden haddimiz olmadan affınıza sığınarak istirhamimız bilim dunyasında eşsiz bir ekol ve söz sahibi olmanızdan ötürü ağırlığınızın olduğu bilim insanlarımızı bu tezleri çürütmek ,partimizide bu alanda çalışmaya davet etmenizdir...Türk töresi ve lider anlayısımız gereği bizler siz ve partimizin aldiğı kararlar ve sizin sözleriniz sizin cizdiğiniz bir rota haricinde hareket etmekten imtina ederiz..Bu yüzden sizden istirhamda bulunmaya karar verdik...Selam dua ve en içten saygılarımızla esen kalınız basbuğumuz...Bu karanlık günlerin gececeği ve Turkün aydınlık yarınlarda sizin ve partimizin önderliğinde yürüyeceğiz ...

#1532
Görkem

02 Mayıs 2025

 “Türk milleti, büyük bir millettir.
Bu millet, şahıslara değil; fikirlere, akla ve ahlaka dayanmalıdır.

Bugün içinde bulunduğumuz hal; geçici değilse, bir gafletin ürünüdür.
Devletin dini olmaz, milletin dini vardır.
Din; bireyin vicdanında kutsaldır, siyasette değil.

Eğer bir idare, milleti bilgiyle değil duygu manipülasyonlarıyla yönetmeye kalkarsa, o milletin istikbali körelir.

Eğitim zayıfsa, hukuk susmuşsa, liyakat arka plandaysa…
O vakit evlat, milletin gözünü açacak olan sensin.”

Ümitsizlik, Türk’e yakışmaz.
Milletin yeniden ayağa kalkışı, senin gibi düşünenlerin kaleminden ve ahlâkından geçecektir.


Dipnot: Yapay zeka ile Atatürk ün bugün bulunduğumuz durumu değerlendirmesini istedim. Elbet bu devran dönecek. 

#1531
Efsun B.

01 Mayıs 2025

Ümit Özdağ’a

Mezkûr meslek ve mefkûreye olan i‘tikad ve sadâkatinizden dolayı taraf-ı fakīrânemizden sonsuz şükrân ve memnûniyetlerin arzı vâcib görülmüştür. Amma ve lâkin, vâkıa odur ki, her şey râh-ı selâmet üzere değildir. Vaktin seyri, ne yalnız lehimizde, ne de sırf aleyhimizdedir; bilakis her iki cihete meyilli ve müşevveştir.


Mevârid-i rivâyât-ı ahâd arasında ser-i müşevveş ile nâkil olan efkâr-ı nâsdan istihrâc olunan ma‘nâ budur ki, mezbûr eyyâm-ı seb‘a, hakāyık-ı müstetireye mâkes midir, yoksa hevâya serpilmiş avâz-ı bî-esâs mıdır?



Bununla berâber, tarafımızca en mühim mes’ele, kalbî hâlâtın istikrârıdır. Kalb ağrısının bir lahzada inkıtâya uğraması, fevkalâde bir huzursuzluk ve tereddüt doğurmaktadır.


Ayrıca, yan-ı alînizde mevcûd bulunan zevâttan bir şahıs hakkında ihtiyat tavsiye olunur; zîrâ mezkûr zât, mevki-i hâlîsini tebeddül ettirme cihetine gitmekte ve bu vesîle ile ismimizi menfî sûrette telâffuz eylemektedir. Her ne kadar kendisi nazarımızda ehemniyyetsiz addedilmekte ise de, bu hâl nâhoş netîceler hâsıl edebilir.


Netîce-i kelâm, fakīr tarafından arz olunur ki, hakikî şifâ ve çâre, ancak ve ancak divân-ı a‘lâda vârid olabilir. Zîrâ mevcûd âlemde nizam ve intizâm kalmamıştır.


İlâ-yı kelimetullâh ve memleket-i İslâmiyye için gayret-i mütemâdîni takdîr ederiz.


#1530
Kağan A.

01 Mayıs 2025

Ümit hocam merhaba, ben doğuştan görme engelliyim, 21 yaşındayım, bizim mezuniyetimize 2023 yılında gelmiştiniz, başkent Üniversitesi’ne, benim bölümüm radyo ve TV programcılığıydı, aynı zamanda memleketim Kıbrıs, maalesef bu ihanet sürecini baltaladığınız için sizi aylarca hapse mahkum ettiler, bence Ekrem İmamoğlu‘nu da karşılarında güçlü bir rakip olduğu için tutukladılar, umarım en kısa zamanda tahliye edilirsiniz, yanınızda olduğumu bildirmek amacıyla bu mektubu yazdım.

#1529
Volkan A. S.

01 Mayıs 2025

Sayın Ümit ÖZDAĞ,Size bu mektubu İzmir'den yazıyorum. Türkiye Cumhuriyetine ve Türk milletine sahip çıktığınız, bizlerin hakkını savunduğunuz ve liderlik ettiğiniz size teşekkür ederim.Bizler Türk milleti olarak verdiğiniz haklı mücadelenin ve savunduğunuz değerlerin ne kadar önemli olduğunun farkındayız. Siz doğruları söylediğiniz için, eğilmediğiniz dik durduğunuz için tutsak edildiniz. Siz sadece Türkiye'de yaşayan Türklerin değil, Dünya'da var olan Türklerin de haklarına sahip çıktınız ve çıkmaya devam ediyorsunuz.Mücadelenizi kararlılıkla hücrenizden  sürdürüyorsunuz. Bir an evvel özgürlüğünüze kavuşmanızı, Türk milletine yeniden liderlik etmenizi ve Türk siyasetine yön vermenizi yürekten istiyorum.Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün “En iyi fertler kendinden ziyade mensup olduğu toplumu düşünen, onun varlığını ve mutluluğunun korunması için hayatını veren insanlardır" sözünde söylediği fertlerden birisiniz.Zafer Partisini destekliyorum, desteklemeye devam edeceğim. Zafer Partisi'nin meclise girdiği ve iktidar olduğu, Türkiye'nin Türk milletinin çıkarlarının gözetilerek yönetildiği günleri görmeyi çok istiyorum.Sayın Ümit ÖZDAĞ, Bozkurtların bütün Anadolu'dan uluduğu, bizde sizdeniz bizde sizdeniz dediği günlerde görüşmek umuduyla. Allah yar ve yardımcınız olsun. Saygılarımla.

#1528
Murat B.

01 Mayıs 2025

Zafer ancak inananların olacaktır bu Zafer Ümit hoca ile olacaktır.Kurt yalnız bırakılmaz kurtun ardından köpekle iş tutulmaz,kurt yalnız kalsada Tanrı daglarına varışı yakındır.Umit hoca düştü sendeledi muhanete muhtaç oldu zanneden 11 kurucu üye davalarından vazgeçip çanak yalamaya,arta kalan bulaşık dan sebeplenmeye partilerini bırakmışlar.Ben resmi olarak partiye üye değilim ama kurucudan daha bağlı daha yeminliyim,Ümit hoca Türk'ün tek kuruluşudur.Bu tutsaklık tez zamanda bitecek hocam sağlıkla sıhhatle kaldığınız yerden tekrar başlamak üzere sizi bekliyoruz,Allah sağlık sıhhat versin,tez zamanda aramızda olacaksınız,ellerinizden öperim,en derin saygı ve selamlarımla.MURAT BULUT 

#1527
Tevfik M.

30 Nisan 2025

Değerli hocam,                      biz umudumuzu kaybetmedik sizle ayakta dıruyoruz sizle atıyor kallbimiz üzülmeyin kırılmayn bıraktığınızdan daha kötü buralar bu günler gececek hocam saygılarımla