Ümit Özdağ'a Mektup

#1225
Tugay

21 Şubat 2025

Sayın başkanım. Ben herşeyden önce milliyetçi Atatürkçü ve bir zafer partili uzman çavuşum.Haklı davanızda ben ve bazı silah arkadaşlarımla desteklediğimizi bilin. Siz hiç bişey yapamzsanz bile İbrahim'e su taşıyan karınca misâli tarafınız net. Diğer dansöz siyasetçiler gibi olmadıgınz için canı gönülden teşekkür ederim.Allah Muhammed Ali yoldaşın olsun. Gün gelir sizin hikayenizde anlatırlar belki yıllar sonra bu ülke size yapılanları anlar ve bir gün herkes doğruyu görür. Akp MHP hüdapar denilen Türk düşmanı partilerin karşısında siz bir kaya gibi sert duruşunuz için sağolun. Yaşlı ananım dualarında her zaman varsn can hocam ellerinizden hürmetle öperim. Allah'a ısmarladık.. 

#352
Gülay Ö.

11 Şubat 2025

O kara gecelerden biriydi. Öfkem mi büyük hüznüm mü karar veremediğim dualarla sabahladığım. Bir şubat soğuğunda yaban ellerde bir uçağın attığı bombayla 33 yiğidin şehit olduğu gece gibi. Aybüke'mizin türkülerinin sustuğu gün gibi. Fırat'ımızın dağ gibi devrildiği gün gibi. Gölbaşındaki vatan evlatlarının kardeş sandıkları kalleşler tarafından bombalanıp Hakk'a yürüdükleri gece gibi. Bir dağ başında düşen bir helikopterde kış ayazında bir yiğidin donarak şehit olduğu gece gibi. Ve bu satırlara sığmayacak daha bir çok gece gibi kapkara bir geceydi. Bir yanda yanıp kül olan canlarımız, çocuklarımız, geleceğimiz. Diğer yanda dört duvar. Kanatlarım olsa dedim uçsam Gönül annenin kucağına konsam. Kara gecelerde önce anneler düşer aklıma. Yetim Muhammed Mustafa'yı düşün. Yetim Mustafa Kemal'i. Daha kara gecelerden çıkmadılar mı? Unutma "Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır" "Rabbin seni terketmedi sana darılmadı da" Gün gelecek tarih BİZİ yazacak. YİNE bizi yazacak. HEP bizi yazacak. Tarih hep TÜRK'ü yazacak. Saygılarımla.

#1343
İsmail

23 Şubat 2025


Sayın hocam Profesör Doktor Ümit Özdağa,

Sizi derin bir saygı ve hayranlıkla selamlıyorum. Bu mektubu, fikirlerinizden ve yaşam felsefenizden aldığım ilhamı paylaşmak, zorlu süreçlerinizde yalnız olmadığınızı hissettirmek için kaleme alıyorum.

Her ne kadar bulunduğunuz ortam şartlarınızın zorluğunu yansıtsa da, düşüncelerinizin ve ideallerinizin ışığı, toplumun her kesiminde yankı bulmaya devam ediyor. Sabrınız, dirayetiniz ve adalete olan inancınız, bizlere umut aşılıyor; bu inancın, karanlık günlerde bile yolumuzu aydınlatacağına yürekten inanıyorum.

Umarım en kısa zamanda daha özgür ve huzurlu bir ortamda, bilgi ve deneyimlerinizi aramızla paylaşma fırsatını bulursunuz.

Bu mektubu, içten sevgim, saygım ve minnettarlığımla kabul etmenizi diliyorum. Yolunuz açık olsun; umudun ve adaletin sesi, sizinle birlikte daha da güçlenecektir.

Saygılarımla...

#1247
Gök T.

21 Şubat 2025

Kıymetli Ümit Özdağ
Bugünler Türk'ün mücadele dolu hayatından bir kesittir. Hayatı mücadele olmayan dürüst bir Türk yeryüzünde göremezsiniz. Milletimizi savaşlarla, yoklukla, açlıkla, eğitimden ve sağlıktan mahrum ede ede yüzyıllarca gelenkötü kaderini kendi elleriyle Atatürk ve onun etrafında birleşen yüksek karakterleri atalarımız sayesinde değişmiştir. Yaşadığımız günler geçmişi daha çok anlamayı ve geleceğimize sahip çıkmamız gerektiğini hatırlatıyor.Bu mücadele öyle çetindir ki Kurtuluş savaşında İngilizleri yenen Türkler Hindistan'a hapishanelerde muhalif olduğuiçin tutulan insanların gayretini etkilemiş ve kaderini değiştirmiştir. 
Sırf muhalif olduğunu için tutuklu olan Hindistan'ın ilk başbakanı 

Cevahirlal Nehru

 İngilizleri yenen Türk'ün Kurtuluş Zaferi hapishanede duyulduğunda mahkumları toplayıp mum yakarak kutlamıştır. Zafer inançla bu yoldan vazgeçmeyenlerindir. 
Bu mücadele dolu tarihimiz sadece Türk Milletinin değil dünyada emperyalizm altında ezilen milletlere örnek olmuştur. Mücadelesinde dimdik duran Ümit Özdağ'a ve onu bırakmayan herkese saygılarla.
Çıktığınızı duymayı ve biran önce diliyor, sabrınızın ve sağlığınızın daim olmasını dilerim.
Ne Mutlu Türk'üm Diyene...

#1549
Gökhan K.

10 Haziran 2025

Sayın Genel Başkanım, Sayın Hocam,

Öncelikle sizleri en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Çok değerli Genel Başkanım, sizler sözde "çözüm süreci" bahanesiyle yaklaşık 142 gündür tutuklusunuz, adeta bu süreç için rehin tutuluyorsunuz. Bu vahim durum karşısında, ailenizin yaşadığı sıkıntıları ve çektiği üzüntüleri büyük bir hüsran, derin bir kalp kırıklığı ile maalesef takip etmeye de devam ediyoruz. Kıymetli ailenize saygı ve hürmetlerimi sunuyor kendilerine sabırlar diliyorum. 11 Haziran’da sevdiklerinize kavuşmanızı diliyor bunun için dua ediyorum…

Umarım hakim karşısına çıkacağınız gün, özgürlüğünüze kavuşur, adalet yerini bulur ve yeniden aramıza dönersiniz. Çünkü siz, demokratik değerlerin, adaletin, hak ve hukukun yanında duran; her zaman doğruları söyleyen; vatanına, milletine ve tüm yurttaşlarına (hangi kesimden olursa olsun) sahip çıkan bir lidersiniz.

Sayın Genel Başkanım siz her zaman halkın sorunlarını dinleyen, bu sorunlara çözüm üretmeye çalışan; her platformda sahici bir anlayışla, gerçekçi yorumlarla ve net ifadelerle kamuoyunu aydınlatan bir duruş sergilediniz ve sergilemeye de devam ediyorsunuz. Toplumu gerçeklerle buluşturan, birlik ve beraberlik umuduyla yarınlara taşıyan bu tavrınız bizler için çok kıymetli. Çünkü bu ülkenin sizin gibi insanlara gerçekten çok ihtiyacı var.

Ben bir genç olarak, sizin söylemlerinizden, samimiyetinizden, bu vatana olan tutkunuza duyduğum güvenle, herhangi bir art niyet taşımadan, şeffaf, ilkeli ve net bir duruşunuz için sizlere minnet duyuyorum. Ancak belirtmek isterim ki ben, klasikleşmiş ve kalıplaşmış milliyetçi anlayışlara sahip biri hiçbir zaman olmadım, olmayacağım da. Ve görüşüm şudur ki  Zafer Partisi, bugün yozlaştırılmak ve içi boşaltılmak istenen milliyetçilik anlayışına karşı; Atatürk ilke ve inkılaplarını temel alan, toplumun tüm değerleriyle sentezlenmiş yeni bir siyasi anlayışla yola çıkmıştır. Sizler bu partiyi kurarak, Türkiye'nin gerçek ihtiyaç duyduğu bir dönemde halkımıza umut oldunuz. Tüm imkânsızlıklara rağmen partiyi ayakta tutabiliyor olmanız son derece kıymetlidir.

Bugünkü siyasi iklimde Zafer Partisi, sadece alışılagelmiş bir milliyetçilik anlayışını değil, çok daha derin ve geleceğe dönük bir bakış açısını temsil etmektedir. Atatürk’ün çizdiği yolda, vatanın sınırlarını ve milletin geleceğini esas alan parti duruşunuz bizlere ilham vermektedir.

Ben Cumhuriyet’e, Atatürk’e yürekten bağlı, vatanını ve milletini –bu ülkede hangi kökenden olursa olsun birlikte yaşamaktan mutluluk duyduğu insanlarla birlikte– seven sade bir Türk genciyim.

Size daha önce defalarca mektup yazmak istedim. Ancak gündemin sürekli değişmesi ve yaşanan gelişmeler, düşüncelerimi toparlamamı zorlaştırdı. Bu satırları, çıkışınıza yakın bir zamanda yazmak istedim. Umarım mektubum sizlere ulaşır.

Tutuklandığınız günden bu yana geçen süre içinde yaşanan gelişmeler, bir genç olarak beni oldukça tedirgin ediyor. Sizin bu ülke için kurduğunuz hayalleri, gençler için yaptığınız gelecek planlarını yıkmaya, onları dört duvar arasına almaya ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar bu fikirlerin ve hayallerin kalbinizde zihninizde korunduğunu biliyor ve hissediyorum.

Siz bu Cumhuriyetin parlayan yıldızlarından birisisiniz, sizi karanlığa asla mahkum edemeyeceklerdir! Türk Milleti buna asla müsaade etmeyecektir!

Yaşadığımız süreçler sonucunda ki adaletsizlikten doğan kaygılar sadece bana ait değil; benim gibi vatanını, milletini seven, ülkesi için endişe duyan birçok insan da aynı hissiyatı yaşıyor. Şimdi yeni bir çözüm süreci ile karşı karşıyayız. Hepimizin bildiği gibi, birinci çözüm sürecinde yaşananlar yakın geçmişimizin acı birer hatırası olarak hafızalarımızda hâlâ çok taze. O süreç sonunda yaşanan Sur olaylarında hayatını kaybeden vatan evlatlarımızı rahmetle anıyor, yakınlarına sabır diliyorum. Şehitlerimiz bu ülkenin güvenliği, bütünlüğü ve orada yaşayan yurttaşların geleceği için canlarını feda ettiler…

Tıpkı her bayramda olduğu gibi, bu bayramda da şehitlikler ziyaret edildi. Ancak bu bayram farklıydı... "Terörsüz Türkiye" söylemi altında yürütülen sürecin yansımaları ve yapılan açıklamalar, şehit aileleri açısından derin bir kırgınlık ve onur yarası oluşturdu. Bugün birçok şehit yakını, büyük bir acıyla şu soruyu kendine sormaktadır:
"Benim evladım neden şehit oldu? Boşuna mı canını feda etti…?

Bu soruları hem sosyal medyada hem toplu taşıma araçlarında, hem de mezarlıklarda yapılan ziyaretlerde duyuyoruz. İnsanlar artık bu acıyı içlerine sığdıramıyor. Dün milliyetçilik söylemiyle her alanda 'Türklük' vurgusu yapan siyasi çevrelerin, bugün tam tersi bir çizgide yürümeleri; dün hakaret ettiklerine bugün sarılmaları; devletin bütün mekanizmalarıyla bu çelişkiye zemin hazırlanması insanları derinden sarsıyor. Özellikle şehit aileleri bu durumdan son derece rahatsızdır.

Ben bir genç olarak bu durumun nasıl olması gerektiğine dair kendi görüşlerimi, naçizane de olsa, paylaşmak istiyorum. Atatürk ve  Cumhuriyet aşığı bir genç olarak, belki doğru, belki eksik ya da fazla ama içtenlikle ifade edeceğim bazı düşüncelerim var. Ve bunları Türkiye’de yalnızca sizinle paylaşabilirim. Çünkü siz, bu konunun ciddiyetini bilen, yıllardır siyasetin içinde olan, dünya siyasetini ve güvenlik politikalarını yakından takip eden, ileri görüşlü bir siyasetçi ve bir eğitimci olarak bu ülkenin gerçekten ihtiyacı olan bir lidersiniz. Sadece bu nedenle değil, aynı zamanda size duyduğum büyük saygıdan dolayı da bu satırları yazıyor, düşüncelerimi doğrudan sizinle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle sizin de sık sık vurguladığınız gibi, Sayın Devlet Bahçeli’nin geçtiğimiz genel seçimlerin ardından yaptığı kısa ama derin anlamlar barındıran bir açıklamayla başlamak istiyorum. Sayın Bahçeli, yerel seçimlerden hemen sonra şöyle demişti:
“Türkiye yeni bir döneme giriyor. Her şey değişecek… Umarım Türkiye değişmez.”

İlk duyduğumda bu sözlerin ağırlığını tam anlayamamıştım. Fakat zaman geçtikçe, özellikle sizin değerlendirmelerinizi dinledikten sonra, bu sözlerin rastgele söylenmediğini, arkasında dizayn edilmiş bir sürecin bulunduğunu fark ettim. Bugün gelinen noktada, sizin o günkü yorumunuzun ne kadar isabetli olduğu açıkça ortaya çıkmıştır.

Sayın Bahçeli’nin, çok değil birkaç yıl öncesine kadar terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan için kullandığı ifadelerin, bugün nasıl “kurucu önder” gibi tanımlamalara dönüştüğü kamuoyunun vicdanında derin bir sarsıntı yaratmıştır. Sayın Bahçeli’nin, bu söylem değişimini kamuoyuna açıklama sorumluluğu vardır. Eğer bu noktaya gelecekti ise, neden 20-25 yıl önce gelmedi? Neden bu ifadeleri o günlerde kurmadı? Eğer bu düşünceler samimiyse, neden binlerce vatan evladı toprağa düştükten sonra gündeme getiriliyor?

Ne yazık ki bu sorulara bugün hiçbir yanıt alamıyoruz. Dahası, karşısında ki hiçbir gazeteci bu konuyu ne açıkça sorabiliyor ne de kamuoyuna sağlıklı bir açıklama yapılıyor (gerçi bu soruyu soracak gerçek bir gazeteci var mıdır kalmış mıdır onu da bilemiyorum. Belki bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar gerçek gazeteciler kalmıştır. Ancak onlara da bu isimlere çıkıp asla bir röportaj vermez veremezler). Oysa geçmişte hem terör örgütüne hem de bazı siyasi partilere karşı çok sert ifadeler kullanan bir liderin, bugün tam zıt yönde bir tutum alması vicdanları yaraladığı gibi olması gereken ilkeli siyasi duruşu tam anlamıyla yok etmektedir.

Ben burada herhangi bir siyasi lidere ya da partiye hakaret etmek niyetinde değilim. Öyle bir şey haddime de değildir. Aksine, siyasi görüşlere ve liderlere saygı duymanın bir vatandaşlık sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Tabii bazı partilerin ismini bile anmak istemediğimi de belirtmek isterim. Bu da benim şahsi duruşumdur. Ancak sade bir yurttaş olarak bazı sorulara cevap arama hakkımın olduğuna da inanıyorum.

Bugün yine “anayasa değişikliği” söylemleriyle bir süreç yürütülüyor. Bu süreç “Terörsüz Türkiye” başlığı altında sunuluyor. Elbette hiç kimse Türkiye’de terör olsun istemez. Ama geçmişte de “Analar ağlamasın” başlığıyla benzer bir süreç yürütüldü ve buna itiraz edenler, “Sen analar ağlasın mı istiyorsun?” söylemleriyle susturulmaya çalışıldı. Bugün de aynı durumla karşı karşıyayız: İtiraz eden, soru soran ya da şüphe duyan herkes, “Sen terör mü istiyorsun?” şeklinde bir söylemle baskılanıyor. Senaryo kurucuları yine iş başında…

 

Aynı senaryo, bu kez daha ustaca, daha makyajlı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Peki, “Sen bir Türk evladı olarak bu sürecin nasıl işlemesini istersin?” diye sorulursa, açıkça şunu söylerim:

Ben, bu topraklarda hiçbir çatışmanın olmadığı; insanların kardeşçe, eşit, mutlu, huzurlu, adaletli bir düzende yaşadığı; demokrasinin, hukukun, hak ve özgürlüklerin herkes için geçerli olduğu bir Türkiye hayal ediyorum. Hangi kökenden olursa olsun herkesin birlikte, refah içinde yaşadığı bir ülke...

Ancak görüyoruz ki bugün yürütülen süreç, samimi bir barıştan ziyade siyasi menfaatlerin gölgesinde ilerliyor. Ve bu süreçte en çok yıpratılan yine Cumhuriyet değerleri ve Atatürk’ün mirası oluyor. Bugüne kadar hiçbir dönemde görmediğimiz kadar yoğun ve sistematik bir şekilde, Atatürk’ün hatırasına yönelik bir “operasyon” yürütülüyor. İsim vermeye gerek duymuyorum ama bunu yapanlar, açıkça Türk milletinin hafızasıyla ve duygularıyla oynuyor.

 

İmralı ziyaretleriyle başlayan yeni süreçte nereye gidileceği konusunda hepimizin endişeleri var. Abdullah Öcalan, yakalandığında “Ben Türk devletinin yanındayım, emrindeyim” demişti. Peki, Sayın Bahçeli o zaman neden bu sözleri ciddiye almadı da, neden şimdi gelen çağrılara bu kadar kıymet veriyor? Eğer samimiyse, neden 20 yıl boyunca bu yaklaşımı benimsemedi? Neden onca can, onca zaman, onca kaynak heba olduktan sonra bu noktaya gelindi? Bunun cevabını hem kamuoyuna hem de bu ülkenin şehitlerine gazilerine yakınlarına vermek zorundalar!

 

Bugün yürütülen sürecin ne yazık ki samimi olmadığını üzülerek ifade etmek zorundayım. Keşke bu süreç gerçekten iyi niyetle, açık ve şeffaf bir biçimde yürütülse... Ve içinde sizin gibi tecrübeli, ilkeli, milletin güvenini kazanmış siyasetçiler de yer alsa. Türk milletinin gözleri önünde, televizyonlar karşısında, açık oturumlarda tartışılarak, milletin bilgisi ve onayıyla ilerlese… O zaman bambaşka bir tabloyla karşı karşıya olabilirdik. Ancak şu an yaşananlar bu şekilde yürümüyor. Bu süreçte, Türk devleti için canını ve bedenini feda etmiş şehitlerimiz, gazilerimiz ve onların aileleri adeta yok sayılıyor. Oysa biliyoruz ki onlar, terörsüz bir Türkiye için en büyük fedakârlığı yapmış insanlardır. Elbette ki böyle bir amaç için üzerlerine düşeni her zaman yapmaya hazırdırlar. Zaten bu ülkenin daha güvenli, daha yaşanabilir olması uğruna canlarını ortaya koymuşlardır. Ancak bu kadar kritik bir süreçte, onların fikri dahi alınmamıştır…

CHP Lideri Sayın Özgür Özel'in, bu süreçte şehit ailelerinin hassasiyetine yaptığı vurgular (sizin de her zaman altını çizdiğiniz gibi) çok önemlidir. Ben bir genç olarak bu hassasiyetin toplumsal düzeyde daha çok dikkate alınması gerektiğine inanıyorum. Ancak bu süreçte kullanılan dilin de tarafsız, net ve objektif olması gerekmektedir.

Bu noktada özellikle dikkatimi çeken bir hususu paylaşmak istiyorum. Bu sürecin barış getireceği, çatışmasızlık ortamı oluşturacağı söyleniyor. Fakat Dem Partili Tuncer Bakırhan’ın geçtiğimiz günlerde köy korucularıyla ilgili yaptığı açıklama toplumu derinden rahatsız etti. Açıklaması aynen şöyle:

 

“Şimdi inşallah korucu arkadaşlar herhalde işsiz kalmayacak. Hani çatışma, silah bittiyse dünya kadar korucu var. Hayır hayır, bunu öneri olarak da sunuyorum... Elinde silah olacağına, elindeki silahı al ver sopayı, köyde hayvan baksın yani. Hayır gerçekten ya, daha onurlu bir görevdir. Köylüsünü ezme yerine, kendi insanına silah çekme yerine… Söz veriyorum. O geçmişte yaşananlara tabii ki onların da muhasebesi yapılmalı ayrıca. Ama onları da işsiz bırakmamak için parti olarak elimizden geleni yapacağız.”

 

Burada beni asıl düşündüren ve kaygılandıran ifade ise “Geçmişte yaşananların muhasebesi yapılmalı ayrıca” sözüdür.  Ve ‘’Kendi insanına silah çekme yerine ifadesidir’’ Bu cümle, korucuların geçmişte yaptıkları görevlerin sorgulanacağı, hatta bazı operasyonlar nedeniyle bir "intikam muhasebesi" yürütüleceği anlamına mı geliyor? Bu çok tehlikeli bir söylemdir ve kamuoyuna açık bir şekilde izah edilmek zorundadır. Bakırhan daha sonra katıldığı bir programda da bu sözlere yönelik gelen tepkilere rağmen bir özür ifadesi kullanmamıştır. Medyada "özür diledi" şeklinde yer alsa da, açıklamasında herhangi bir özür ifadesi bulunmamaktadır. Köy korucuları bu açıklamalara gereken cevabı vermiştir. Ama asıl mesele şu: Eğer ortada samimi, yapıcı ve barışçıl bir süreç varsa, bu süreçte böylesine provokatif, oportünist yaklaşımlara asla yer verilmemelidir.

 

Ne yazık ki bugün yaşananlar bize sürecin hiçbir şekilde şeffaf yürümediğini göstermektedir. Türk milletiyle süreç hakkında açıkça bilgi paylaşılmamakta, sürekli olarak bir belirsizlik ortamı yaratılmaktadır. İnsanlarımız tedirgin çünkü geçmişte yaşanan acılar hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyor. Yaklaşık 800'e yakın vatan evladı, benzer bir “siyasi süreç” uğruna hayatını kaybetti yaralandı gazi kaldı…

Bugün TSK’dan Atatürkçü subayların ihraç edildiği bir dönemde, akıllara ister istemez şu soru geliyor: O dönemlerde de, ülkesine ve milletine bağlı vatan evlatları, göz göre göre bir planın parçası mı yapıldı? Liyakatli, deneyimli, cesur polisler, askerler, jandarmalar o çatışmalarda hayatlarını kaybetti. Belki bugün devletin en üst kadrolarında görev alacak, genç nesillere bilgi ve tecrübelerini aktaracaklardı. Yani o dönem yaşananlar, sadece can kaybı değil; aynı zamanda bu ülkenin geleceğine yapılmış büyük bir darbe niteliğindedir. Bu gerçek, artık herkes tarafından açıkça konuşulmalı ve tartışılmalıdır.

 

Bir de günümüz siyasi iklimin de sürekli olarak “Devlet Aklı”ndan söz ediliyor. Peki, nedir bu Devlet Aklı? Ben sade bir vatandaş olarak bu kavramı şöyle açıklamak isterim:

Devlet aklı, somut bir kişiye ait bir düşünce ya da akıl yürütme değildir. Devlet aklı bir mekanizmadır. Bu mekanizma; yasama, yürütme, yargı gibi güçlerin, kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin ve tüm bürokratik yapıların sağlıklı, şeffaf ve denetimli bir şekilde işlemesiyle ortaya çıkan ortak bir akıldır. Yani siz devletin tüm yapısını liyakatle ve adaletle işletebilirseniz, devlet aklı kendiliğinden oluşur. O zaman bireylerin yönlendirmesine ya da keyfi kararlarına gerek kalmaz; sistem zaten bu olması gereken doğru aklı üretir.

Ancak günümüz Türkiye’sinde, bırakın devlet aklını, sağduyudan bile bahsetmek mümkün değildir. Çünkü devletin temel değerleri ciddi biçimde sarsılmıştır. Hele hele güçler ayrılığı ilkesinin ortadan kalktığı bir yapıda, devlet aklından söz etmek bile mümkün değildir. Çünkü gerçek bir devlet aklı; farklı kurumlardan, farklı güçlerden gelen denge ve denetimle oluşur.

Devlet aklı aynı zamanda milletin aklıyla örtüşmelidir. Milletin benimsediği, güvendiği, gelecek umudu taşıdığı bir yapıdan söz ediyorsak, o zaman bu millet o aklın bir parçası olmuş demektir. Ama güvenin kalmadığı, insanların geleceğe dair kaygı taşıdığı bir ortamda, bu kavram yalnızca dar bir zümrenin çıkarları doğrultusunda uydurulmuş yapay bir akıl haline gelir. Bugün yaşadığımız da ne yazık ki budur.

Şayet şeffaf ve samimi bir süreç yürütülmek isteniyorsa, bu sürecin milletin gözünün önünde olması gerekir. Toplumun tüm kesimleri bu sürece dâhil edilmelidir. Örneğin benim bir önerim var: TRT’de bu süreç kamuya açık şekilde tartışılsın. En başta da en mağdur kesimler, yani şehit aileleri ve gaziler bu yayınlara çıkarılsın, onlara da söz verilsin.

Hatırlarsınız, DEM Partili Pervin Buldan, “Anneleri bir araya getireceğiz” demişti. Elbette ki hiç kimse anneler ağlasın istemez. Hiçbir evladın canı yansın, hiçbir gelecek kararsın istemeyiz. Ama gelin, bir soralım: PKK tarafından şehit edilen evlatlarımızın anneleriyle, bu sözde barış masasının diğer tarafındaki kişiler bir araya geldiğinde ne olmasını bekliyoruz? Hatta bu sürece Diyarbakır Anneleri de dahil edilsin bir sorulsun onlara mağduriyetleri. Hatta kendileri Cumartesi Anneleri ni de dahil etsin tüm anneler dahil edilsin. Her şey açıklıkla şeffaflıkla ortaya koyulsun mağdur taraf  kim? kimler mağdur edilmiş? Türk milleti tüm gerçekliği ile görsün. Bu buluşmalar TRT'de yayınlansın, tüm Türkiye izlesin. 

Göreceğiz ki Türk milleti, daima mağdurların ve şehitlerinin yanında durur. Devletine başkaldırmış, öğretmeninden askerine kadar nice masum insanı katletmiş bir örgütün yanında olmaz, olamaz.

 

Sayın Bahçeli, bir zamanlar miting meydanlarında “İmralı canisini serbest mi bırakacaksınız?” diye haykırıyordu. Bugün aynı Bahçeli, dün bebek katili dediği kişiye “umut hakkı” istiyor. Buradan sade bir vatandaş olarak sormak istiyorum: Sayın Bahçeli, ne zamandan beri dünün sizin ifadenizle “imralı canisi” bugünün “barış öncüsü” oldu? Dün vatan haini dediğiniz kişiyi bugün nasıl “kurucu önder” olarak tanımlayabiliyorsunuz? Bu soruların cevabını vermek  millete borcunuzdur. Ayrıca evet Abdullah Öcalan bir bebek katilidir! Bunu biz değil bizzat sorgusunda kendisi ifade etmiştir. Bu da devletin kayıtlarında mevcuttur ve sorgusunu bizzat yapan Emekli Albay Sayın Hasan Atilla Uğur açıklamıştır.

Albay Hasan Atilla Uğur:

"İmralı'da bebek katili Öcalan’ı sorgularken, 'telsizden ses kayıtların var, bebeklerine kadar öldürün diyorsun’ dedim. Verdiği cevap;

'İnsanları PKK'nın karşısında duramaz hale getirmek için bunları söylemem gerekti' dedi.”

Burada net olarak açıkça örgütün büyümesi için bebekleri canice katlettirdiğini itiraf ediyor…

 

 

Eğer gerçekten bir süreç yürütülüyorsa ve bu süreç samimiyse, sadece göstermelik şehitlik ziyaretleri yapmak yetmez. Gerçekten şehit aileleri ve gazilerle oturulmalı, onların acısı paylaşılmalı, soruları yanıtlanmalıdır. Eğer onlar ikna olursa, biz sade vatandaşlar için zaten başka söz kalmaz. Bizim boynumuz onların karşısında kıldan incedir. Ama bugün gördüğümüz manzara şu: Gazilerimiz madalyalarını çıkartıp cebine koyuyor, şehit aileleri mezar başlarında isyan ediyor. Bu, samimi bir sürecin göstergesi değildir. Eğer bu süreç samimi olacaksa, işe madalyasını göğsünden çıkarıp cebine koyan o gazilerimizi ikna ederek başlayabilirsiniz…

 

Burada belki herkes aynı fikirde olmayabilir ama bir hususu açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum: Kürt kökenli vatandaşlarımızın mağduriyetleri de vardır. Evet bu mağduriyetin asıl sorumlusu eli kanlı PKK terör örgütütür. Pkk Kürtleri mağdur etmiştir. Zorla dağa kaçırılan, tehdit edilen, eline silah verilen nice gençte bu ülkenin evladıdır. Nitekim Diyarbakır Annelerinin yaşadıkları da ortadadır. Eğer Dem partililer Anneleri birleştirmek istiyorsa işe önce Diyarbakır Annelerinin sorununu çözmek ile başlayabilirler! Mağdur olan Kürt kökenli kardeşlerimiz bu milletin vazgeçilmez ve koparılamaz bir parçasıdır ve zorla suça sürüklenmişlerdir. Bunun ayrımını devlet derin bir ciddiyetle yapmalıdır.  Asıl Kürt sorunu PKK’nın Kürtlere yaşatmış olduğu sorundur asıl Kürt sorunu da budur! PKK, emperyal güçlerin desteğiyle Kürt kardeşlerimizi araç olarak kullanmıştır. Elbette geçmişte devlet gücünü elinde tutan bazı unsurlar, hatalar yapmış olabilir. Bu hataların sorumluları kimse, hesap vermelidir. Eğer ortada bugün o sorumlular yoksa devlet olarak mağduriyetlerin giderilmesi için ortam hazırlanmalıdır. Bunu da açıkça ifade etmekten hiç çekinmiyorum. Ancak devletin gücünü kendi gücü sananların yapmış olduğu yanlışlar tümüyle Türkiye Cumhuriyetinin bir yanlışı olarak kabul edilemez!

 

Bazı Kürt kökenli vatandaşlarımız kendilerini eşit hissetmediklerini ifade ediyorlar. Bu konuda yalnız değiller. Çünkü ben de bir Türk kökenli bir vatandaş olarak kendimi eşit hissetmiyorum. Ama bu eşitsizlik “anayasal vatandaşlık” tanımıyla çözülecek bir şey değildir. Anayasadaki Türk vatandaşlığı tanımı değişse bile bu eşitsizlik ortadan kalkmaz. Çünkü sorun kimlikte değil, hak, hukuk ve adalette yaşanan eşitsizliktedir.

Bugün Türkiye’de yaşayan herkes –Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkes’i, Alevisi, Sünnisi v.d. fark etmez– ekonomik adaletsizlikten, hukukun işlemezliğinden, liyakatsizlikten şikayetçidir. Yani aslında hepimizin sorunları ortaktır. Ve bu sorunlar ancak gerçek adaletli adil bir devlet yönetimi anlayışıyla, şeffaflık ve samimiyetle çözülebilir.

 

PKK’nın sözde fesih bildirgesinde Lozan Antlaşması’nı hedef alması ve Sevr özlemini açıkça dillendirmesi artık herkesin malumudur. Benim bu noktada aklımın almadığı şey ise şu: Diyelim ki bu ülke bölündü, güneydoğudaki topraklarımız farklı bir şekilde yönetilmeye başlandı. O topraklara ayak basacak olan emperyal güçler, gerçekten bu bölünmeyi isteyenlere, “alın, siz yönetin hadi bakalım istediğiniz oldu” mu diyecek? Tabii ki Asla böyle olmayacak. Bu ülkede yaşamakta olan insanlar, başta Kürt kardeşlerimiz olmak üzere, zulüm görecek; emperyalistlerin çıkarları uğruna araçsallaştırılacaklar. Çünkü bu yapıların derdi özgürlük, eşitlik ya da kardeşlik değil; sadece çıkar ve kontrol alanlarını genişletmek. Ama ne mutlu ki Türkiye Cumhuriyeti böyle bir senaryoya asla müsaade etmeyecek! Ve buna toplumun tüm kesimiyle birlikte dur diyecek. Kaldı ki zaten bu ülkeyi toplumun tüm kesimleriyle beraber yönetiyoruz Kürt kökenli birçok siyasetçimiz devletin en önemli kademelerinde görev almaktadır. Bundan kimse de bir rahatsızlık duymamaktadır. Bugün güneydoğu bölgelerinde de genel seçimle demokratik seçimler yapılmakta ve halk sandığa giderek iradesini ortaya koymaktadır. Ancak halkın oy iradesiyle seçilen bazı belediyelere atanan kayyım uygulamaları doğal olarak rahatsızlık yaratmaktadır. Bu konuda eleştiri getiren vatandaşlarımızın haklı noktaları vardır ve ben de bu konuda itiraz edenlerin yanında yer alıyorum. Ancak bu uygulamaların tamamen kaldırılması da doğru değildir. Sizin de geçmişte dile getirdiğiniz gibi, bu sürecin anayasaya uygun, belgeli ve hukuki bir temelde yürütülmesi gerekmektedir. Sadece İçişleri Bakanlığı’nın yayımladığı bir idari belgeye dayanarak yapılan kayyum atamaları, kamu vicdanını rahatsız etmektedir. Bu konuda daha şeffaf, yargı kararlarına dayanan ve açık delillerle gerekçelendirilmiş bir süreç izlenmelidir

.

Bu arada İç İşleri demişken buradan İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya’ya da şunları söylemek istiyorum;

Haziran 2017’de, PKK terör örgütü tarafından şehit edilen Şenay Aybüke Yalçın öğretmenimiz, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da anıldı. Ancak ne acıdır ki, bu yıl yapılan anma mesajında “PKK terör örgütü” ifadesi yer almadı. Bu durum, inanın akıl alır gibi değildir. Geçen yıl açıkça “hain teröristlerce şehit edilen” ifadelerini kullanmış olan bir bakan, bu yıl neden bu ifadeden kaçınır anlamış değilim. Düşünebiliyor musunuz ülkenin İç İşleri Bakanı PKK Terör Örgütü diyemiyor…

Sayın Bakan’a buradan sormak gerekir:
Aybüke öğretmenimizi kim şehit etti? Hangi örgüt tarafından şehit edildi?

Bu milletin kalbinde her şehitimiz gibi Şehit Aybüke öğretmenin de yeri hep canlıdır. Ve şunu da açıkça söylemek gerekir: Eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı, Aybüke öğretmenin şehadetinde PKK’yı anmaktan çekiniyorsa, durum gerçekten vahim bir hal almıştır.

Siz eksik anmış olabilirsiniz Sayın Bakan, ama ben buradan tamamlamak isterim. Hatta, belki unutmuşsunuzdur diye geçen yıl ki sözlerinizi hatırlatarak anmak isterim:

“Hain teröristlerce şehit edilen Aybüke Yalçın öğretmenimize Allah’tan rahmet, ailesine ve milletimize sabırlar diliyorum.”

Millet olarak yaşadıklarımızı unutmamak, unutturmamak ve acılarımıza sahip çıkmak zorundayız. Çünkü bu topraklar, bedeli kanla ödenmiş bir vatanın parçalarıdır. Bu bedeli ödeyenlerin adını anmaktan, onlara saygı duymaktan geri durmak; bizi millet yapan en temel değerleri zedeler…

 

 

Bugün Türkiye’de bir “Kürt meselesi” var mıdır? Bence vardır. Ancak bu mesele, bazı kesimlerin iddia ettiği gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin temel yapısında değil, PKK terör örgütünün yıllardır bölgede uyguladığı baskı, şiddet ve propaganda sisteminde yatmaktadır.

 

En büyük Kürt meselesi; PKK tarafından zorla dağa kaçırılan, eline silah verilen ve devlete karşı kışkırtılan Kürt kökenli vatandaşlarımızın yaşadığı trajedidir. Bu örgüt, Kürt halkının temsilcisi değil, aksine en büyük düşmanıdır. Gerçekten bir çözüm isteniyorsa önce bu acı gerçeğin kabul edilmesi gerekir.

 

Devlet, kendisine karşı işlenen suçları affedebilir. Ancak vatandaşına karşı işlenen suçların affı için mağdurların da rızası gerekir. Bu nedenle çözüm, affetmekten değil, adaleti tesis etmekten geçer.

 

Bazı siyasi yetkililerin son dönemlerde “100 yıllık ara sona ermeli” şeklindeki açıklamaları, Cumhuriyet’e ve Atatürk’e karşı açık bir düşmanlığın dışavurumudur. Oysa Cumhuriyet, hepimizin ortak değeridir. Elbette her dönemde hatalar, ihmaller yaşanmıştır. Ancak bu durum, Cumhuriyet düşmanlığını haklı çıkarmaz. Hatalar bireylerin ve dönemlerin hatasıdır, Cumhuriyet’in değil. Cumhuriyete her seferinde karşı çıkan ama cumhuriyetin tüm nimetlerinden faydalanan insanların, neden cumhuriyete karşı olduklarını bir türlü anlayamıyorum. Elbette cumhuriyetin her döneminde tam anlamıyla demokrasi yaşanmadı, ciddi aksaklıklar oldu. Bu süreçte bazı mağduriyetler yaşanmış olabilir. Ancak bu ülkede, iktidarı elinde bulunduran herkes, ne yazikki kendi dönemini kalıcı hâle getirmek adına çeşitli yanlışlara imza attı. Ne yazık ki bunun bedelini bütün millet, hatta devlet olarak Türkiye ödedi; bugün de ödemeye devam ediyor. Eğer bir mağduriyet varsa, bu mağduriyetin çözülmesi için gerekli adımlar elbette atılmalıdır. Ancak bu, cumhuriyet düşmanlığını asla haklı çıkarmaz.

 

Şunu da açıkça ifade etmek isterim: Eğer bu cumhuriyeti bir Kürt kökenli lider kurmuş olsaydı, eğer bu toprakları o kurtarmış ve halkı sefalet ile esaretten o çekip çıkarmış olsaydı, ben buna da sevinir, onur duyardım. Neden mi? Çünkü vatanımı kurtarmış, milletimi özgürlüğe kavuşturmuş olurdu. Ama tarih bir Atakürt yazmadı yani tarihte bir Atakürt yok tarihte bir tane Atatürk var ve tarih bir tane Atatürk yazdı ve O da Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. O, dünya siyasetinin gördüğü en büyük liderlerden biridir. Ve onun etrafında her etnik kökenden insanımız vardı. Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kürt kardeşlerimizi hiçbir zaman “azınlık” olarak görmemiştir. Aksine, “Kürtler bu milletin asli unsurudur” diyerek kürt kardeşlerimizi bu milletin temeli olarak görmüştür. Ve görmekte de son derece haklıdır.

 

Ne acıdır ki, bugün bazı çevreler “Türkiyeli” ifadesiyle vatandaşlık tanımını sulandırmakta, bu topraklarda bizi millet yapan kavramları zayıflatmaya çalışmaktadır. Oysa anayasamızda yer alan vatandaşlık tanımı dünyanın en sade ve en kapsayıcı tanımlarından biridir:

“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”

Bu bir etnik tanım değil, bir yurttaşlık tanımı bir uyruk tanımıdır. Almanya'da bir vatandaş Alman’dır, Fransa'da Fransız’dır, Amerika’da Amerikan’dır, İtalya’da İtalyan’dır. Biz neden “Türkiyeli” olalım? Bu kavram, birliğimizi değil, ayrışmamızı teşvik eder.

Bazı Kürt kökenli kardeşlerimiz “eşit hissetmiyoruz” diyor. Bu hissiyat elbette önemlidir. Ben de Türk olarak eşit hissetmiyorum. Çünkü bu ülkede adalet, liyakat ve ekonomi gibi temel konularda kimse kendini eşit ve güvende hissetmiyor. Yani Kürtlerin de Türklerin de sorunu aynıdır: Hakkaniyetli bir düzenin eksikliği.

 

 

Dil konusuna gelince… Albert Camus’nun şu sözü çok çarpıcıdır:

“Benim iki vatanım var; biri Fransa, diğeri Fransızca. Fransa'yı koruyup kollayabilmek için Fransızcanın sınırlarında nöbetteyim”

 

Bizim de Türkçemiz var. Tüm diller öğrenilmeli, konuşulmalı zaten konuşuluyor da ancak devletin resmi dili tek olmalıdır. Bu, toplumsal birlik ve ortak aidiyet için bir gerekliliktir. Dil, yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir kültür ve kimlik taşıyıcısıdır. Tabii ki de herkes ana dilini özgürce konuşabilmelidir. Zaten bu konuda günümüz Türkiye’sin de böyle bir sorun yoktur. Ana dil eğitimi de verilebilir tabii bunun karar vericileri toplumun önde gelen dil bilimcileri ve eğitimcileridir.

 

Eğer tarihsel konularda hâlâ kafalarda soru işaretleri varsa, bu meseleler de açıklığa kavuşturulmalıdır. Ancak bunu kutuplaşma ve suçlama ile değil, TRT ekranlarında tarafsız tarihçilerden oluşan bir komisyonla, belgelerle, açık açık tartışarak yapmak mümkündür. Konuşan, tartışan ve öğrenen bir Türkiye’ye herkesin ihtiyacı var…

Demokrasi tarihimiz hatasız değildir. Ama bu topraklarda özgür bir gelecek hayali kuran herkesin, bu Cumhuriyet çatısı altında bir arada yaşaması mümkündür. Bizi ayıran kimlikler değil, ayrımcılığı körükleyen siyasettir. Ve tekrar söylüyorum: Kürt sorunu varsa, bu PKK’nın Kürt halkına yaptığı zulümdür. Devlet bu konuda tarafını net ortaya koymalı; halkla birlikte çözüm üretmeli, terör örgütlerini değil, halkın kendisini muhatap almalıdır.

 

 

Bazen düşünüyorum…

İçinde bulunduğumuz bu siyasi iklimde, mevcut yönetimin artık hiçbir şekilde yeni bir siyasi kazanım alanı kalmadı. Peki bu yüzden geçmişte olduğu gibi tekrar güvenlik politikaları üzerinden mi bir alan açılmak isteniyor? Bu politikaların uygulanabilmesi için bir “güvensiz ortam” inşa edip tekrar güvenlik politikaları ile kazanılan bir siyasi alan mı inşa edilmeye çalışılıyor…  Geçmişin acı hatıraları, bugün yaşadıklarımızla birleşince, bu sorular zihnimde yer etmeye devam ediyor. Devlet, halkını korkuyla değil, adaletle yönetir. Eğer birileri yeniden bir güvenlik krizinden siyasal fayda devşirmeyi umuyorsa, bu millet bunu daha önce yaşadı ve unutmadı.

 

 

Sayın Genel Başkanım,

Siz, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu ile birlikte, aynı hukuksuzluğun ve adaletsizliğin içinde tutsak edildiniz. İkinizin de farklı siyasi çizgilerden geliyor olmasına rağmen ortak noktada buluştuğunuz şey: Hak için siyaset yapmanız ve halkı öncelemenizdir.

Sayın İmamoğlu’na da bir mektup yazmıştım. O mektubumun kendisine ulaştığını umuyorum. Şimdi size de aynı duygularla yazıyorum. Sizi sadece her ortam da takdir ettiğim bir siyasi Lider olarak değil aynı zaman da haksızlığa uğramış, ülkesini seven bir vatandaş olarak görüyor ve destekliyorum. Ben inanıyorum: Siz de özgürlüğünüze kavuşacaksınız. Sayın Ekrem İmamoğlu da… Ve inanıyorum ki siz özgür kaldığınızda, Sayın İmamoğlu’nun özgürlüğü için de tüm samimiyetinizle mücadele edeceksiniz. Çünkü bu mücadele artık sadece kişilerin değil, adaletin, vicdanın ve halkın özgürlük arayışının bir mücadelesidir.

 

Bizler dışarıda, sizi yalnız bırakmamaya çalıştık. Sosyal medyada, sokakta, evimizde, dualarımızda hep yanınızdaydık. Elimizden geldiğince, gücümüz yettiğince sesimizi duyurmaya çalıştık. Ama hiçbir zaman devletimize düşmanlık etmedik. Polisimize, askerimize, bayrağımıza saygımızdan asla taviz vermedik. Çünkü bizim kavgamız devlete değil, devleti araçsallaştıran yanlış zihniyetlerledir. Ama bu gözler maalesef bazı güvenlik güçlerimiz tarafından Türk Bayrağının tekmelendiğini de gördü… Bu görüntüler zaten medya ya yansımıştı… Ve bu olanlar hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Oysa Türkiye bir hukuk devletidir diye her gün açıklama yapanların Türk bayrağının korunması konusunda ki kanunlardan haberinin olması gerekiyordu…

Ne acıdır ki, bizi halkla halkı karşı karşıya getirmeye çalışanlar; sırça köşklerinden, lüks makam odalarından bu sahneyi izlemekle yetindiler. Ama tarih unutmaz. Tarih yazılırken kimin hangi safta durduğunu da, hangi zulme sessiz kaldığını da not eder.

 

Ben, sizlerin iletişimini, görüş alışverişini, ileride kurulacak yeni siyasi iklim açısından çok önemsiyorum. Çünkü bu ülkenin artık yeniden nefes almaya, yeniden umutlanmaya, yeniden adaleti hissetmeye ihtiyacı var.

İçtenlikle diliyorum ki bu düzen değişsin. Türkiye yeniden birlik ve beraberlik içinde, temiz, adil, huzurlu bir geleceğe yürüsün. Siyasi hesaplarla değil; vicdanla, halkla ve hakkaniyetle yol alınsın. Çünkü bu ülke hepimizin. Çünkü Yüce Türk Milleti her şeyin en güzelini hak ediyor.

 

 

Sayın Genel Başkanım,

 

Sizin yokluğunuz ülkemizde fazlasıyla hissediliyor. Nüfus dengemiz tamamen bozulmuş durumda. Sığınmacılar ve kaçakların sayısı her geçen gün artarken, Türk nüfusu giderek azalıyor. Bu durum artık büyük bir sorun hâline gelmiştir. Ancak ne yazık ki bu konuda ne somut bir çalışma yapılmakta ne de bu sorunlar açıkça dile getirilmektedir.

Yürütülen süreçte milletimizle şeffaf bir biçimde paylaşılmıyor. Kapalı kapılar ardında bir şeyler yönetiliyor ve bu durum, Türk milletine hiçbir şekilde açıklanmıyor. Zaman zaman göstermelik şehitlik ziyaretlerin de bazı ifadeler kullanılıyor olsa da bunların hiçbiri yeterli değildir; aksine, toplumun gazını almak istemekten öteye geçmemektedir. Özellikle merhum Alparslan Türkeş’in mezarında Syn. Bahçeli’nin yaptığı, Abdullah Öcalan’a “kurucu önder” imasında bulunan açıklaması hem şehitlerimizde hem gazilerimizde hem de vatanına ve bayrağına bağlı tüm yurttaşlarda büyük bir şaşkınlık ve üzüntü yaratmıştır. Bu açıklama, milliyetçi camiada onur kırıcı bir etki yaratmıştır.

Ben mevcut yönetimin aldığı bu pozisyonları, siyasi istikbal arayışı olarak görüyorum. Hangi kesim de oy potansiyeli varsa ona yönelen, ilkesiz bir siyaset izlenmektedir. Yarın bir gün örnek veriyorum en karşı çıktıkları LGBT oyları siyasete etki edecek noktaya gelse hemen en büyük savunucularının kendileri olacağını görmek hiç de zor değildir. Zaten mevcut yöneticilerinin zamanında LGBT hakkında söylemleri de arşivlerde kayıtlıdır. Hatta ülkede çoğunluklu uzaylı bir oy potansiyeli bulunsaydı onlarında onların da oyuna talip olmak için ellerinden geleni yaparlardı :) Latifeyi bir kenara bırakırsak elbette bir siyasi parti toplumun her kesiminden oy almak isteyebilir; bunda bir sakınca yoktur. Ancak bu, bir duruşa, bir ilkeye siyasi bir omurgaya sahip olunarak yapılmalıdır. Bugün geldiğimiz noktada, ne yazık ki mevcut yönetimde ne bir milli duruş ne de bir omurga kalmıştır… Seçim döneminde söylediklerinin tam tersini yapan bir siyasi kadronun, artık halk nezdinde meşruiyeti fiilen

kalmamıştır. Üstelik bu söylediklerinin tersini yaparken, bir açıklama yapma gereği dahi duymamaktadırlar.

Umarım ülkemiz, daha sağlıklı bir siyasi geleceğin kapılarını aralar…

----------

Sayın Genel Başkanım, çok kıymetli hocam, değerli ailenizle birlikte hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum. Size sağlık, huzur ve özgürlüğe kavuşacağınız günlerin en kısa zamanda gelmesini temenni ediyorum.

Ailenizle yeniden bir araya geldikten sonra dinlenmiş ve yenilenmiş bir şekilde Türk siyasetinde kararlı ve sağlıklı adımlar atmaya devam edeceğinize yürekten inanıyorum. Yaşadığınız onca zorluğa rağmen, hayallerinizin ve hedeflerinizin hâlâ dimdik ayakta olduğunu da hissediyorum.

Bizler, Atatürk’ün gençleri, cumhuriyet sevdalıları olarak; sizin bu ülke için en iyisini yapacağınızdan ve bunun için mücadele edeceğinizden asla şüphe duymuyoruz.

 

En kalbi duygularımla selamlıyor, ellerinizden öpüyorum.

Allah’a emanet olun.

Sağ olun, var olun.

İyi ki varsınız.

Saygılarımla.

 

Bir Türk Genci

#963
Nuray

13 Şubat 2025

Merhaba kıymetli Genel Başkanım Öncelikle sağlığın sıhhatine duacınım Ben Bursa'dan yazıyorum sizlere, aslen Çanakkaledeyim ve bir dönem Zafer Partisi Bursa İl Başkanlığında İl Sekreti idim, Adım, Nuray Eravcı. Ve, hâlâ Zafer Partisinden olmaktan Onur ve gurur duyuyorum. Sayın genel Baskanım, size yapılan bu "HUKUKSUZCA" tutuklannmanıza size verilen üzüntüyü yürekten yaşadım ve hıçkırıklar içinde ağladım ve bu mektubu size yazarken hâlâ aynı derin üzüntü içinde olduğumu bilmenizi isterim. 


Sayın Genel Başkanım, uzatmadan kısaca bilmenizi isterim ki, benim bi miras davası hakkında teyzeme açmış olduğumuz, mahkemenin hâkimi, 100/99 kazanma hakkımız olan davamızın reddine karar vermiş. Şimdi ise ondan gelecek gerekçeli kararı bekliyoruz ve istinaf mahkemesine, avukatım itiraz dilekçesi hazırlayıp istinafa göndereceğim, dava biraz sürece bağlı, oradan gelecek karara göre Yargıtay'a gidecek eğerki davayı kazanacak olursak size namus ve şeref üzerine söz veriyorum, Zafer Partisi adına çok büyük bir bağışta bulunacağım. Ve Bursa İl Başkanlığındaki Zafer Partisi için tüm masrafları üzerime üstleneceğım. 


ZAFER PARTİSİ GENEL MERKEZİNE HER AY BÜYÜK YARDIMLARDA BULUNUP, Ve ölmeden önce kazanacağım davadan alacağım bütün mal varlıklarımı Şahsınıza bırakacağım. Çünkü sizden başka bırakacak kimsem yok sayın başkanım. Çünkü biliyorum ki, sizden başka da, Ülkemizi düşünen, her konuda Türk Milletinin yanında olan gerçek bir Atatürkçü, Türk Milliyetçi, dik duruşundan asla ve asla taviz dahi vermeyen, adam gibi sozlerinin arkasında olan, bir babayiğit daha yok. 


Ülkem ve gençlerimizin geleceği yarınları için, Partimiz adına bende büyük bir şey yapmarak, öldükten sonra ruhumun huzur duyacağını biliyorum çünkü ben, Çanakkale Savaşı'nda vatan uğruna can veren Cemali Dedemin, Şehit torunuyum. Sayın genel.Baskanim, duacın olmaya devam edeceğim. Ve inanıyorum ki, gerçek adalet tecelli edecek ve Türk halkı sizi oradan çıkmanızı sağlayacak. 


Başkanım zerre dahi üzüntü duymayın, siz oradan daha güçlü çıkacaksınız ve, size ve sizi seven destekleyen ve Türk Milletine verilmek istenen sizleri de tutuklarım, mesajını veren "ZALİM ZAT" a da sıra gelecek. Ve bunun o da farkında! Bundan dolayı herkese saldırıyor yani yargıyı memleketi her şeyi eline almış korkularıyla istediği gibi zulmediyor. Başkanım ozlemle ve hasretle ellerinizden öperim. ZAFER PARTİSİ BURSA İl ve İlçelerimiz ile en yakın sürede size kavuşmak üzere Bursa'dan sevgi ve saygılarımızı ailem ile birlikte arz ediyorum. Kendinize sağlığınıza çok dikkat edin siz bize ve aziz Türk Milletine lazımsınız. TEK UMUDUMUZ SİZSİNİZ HOCAM. Asaletinize ve güçlü duruşunuza büyük bir saygıyla minnettarız. Merak etmeyin hocam Zafer Partisi her geçen gün büyüyor ailemiz genişliyor "Zafer, Zafere İnananların Olacak Başkanım. Saygılarımla. 

#1195
Mümin U.

20 Şubat 2025

Sevgili liderim bursa il teşkilatından mümin bendeniz.size ankarada bir saç kesimi borçluyum biliyorum📌sözümüde unutmadım. bunu en kısa sürede gerçekleştirmek üzere herkes gibi gün sayıyorum.❤️ yaşadıklarımızın hukuki hiç bir dayanağının olmadığını biliyoruz çünkü siz 32 hamle sonrasını düşünerek oyununuzu planlayan bir akılsınız,sizi mat edemeyeceklerini biliyorlar.zafer partisi üyelerinin IQ seviyesinin yüksekliği ve cesareti bazı kesimleri korkuttuğununda farkındayız.bencede korkmakta haklılar !! Bizler, siz leb demeden çoruma gider ve geliriz bunu biliyorlar 📌 evrensel hukuk ilkeleri işletildiğinde hak yerini bulacaktır kural böyle işler biliyorsunuz..Atatürk'ün yolunda Türklüğün istikametinde, bilimin ışığında kimseye taviz vermeden yürüyüp sorgulamaya, daha da kötüsü susacağız zannediliyor ya  !! Ne susması akılla  üzerilerine üzerilerine gitmeye devam edeceğiz 🇹🇷📌  PusulaTürk

#1277
Serkan S.

21 Şubat 2025

Sayın başkanım, Sizin önderliğinizde Türk milleti tekrar Öz benliğine kavuşacaktır. Vatan sever Türk milleti sizi bu yolda yalnız bırakmayacak ve hep birlikte bu vatanı kurtaracağız! Yolunuz yolumuzdur.. 

#306
Ayberk E.

11 Şubat 2025

"Bir kıble tanıyorum: O sensin Anadolu Gönlüm, gözüm, yüreğim büyük aşkınla dolu...Sana hor bakanları boğacaktır milli kin.Her kuvvetin üstünde sen varsın, ferman senin.Ne beyin, ne paşanın, ne hakanın kuluyum:Kendine secde eden milletin oğluyum."
-Abdurrahman Hamid Bilimer-

#381
Furkan

11 Şubat 2025

Sevgili başkanım,
Milletçe zor dönemlerden geçiyoruz ve tabii en çok da siz...Bir vatanperver Türk genci olarak vatanperver adamın davasının peşinden gideceğim. Unutmayın Halâskargazi Mustafa Kemal de hapise atıldı, tarih tekerrür edermiş. Umarım siz de çıkarsınız ki eminim çıkacaksınız. ASla davanızdan vazgeçmeyin milyonlarca Mustafa Kemal'in askerleri sizinle... 

#16
Ahmet Ş.

01 Şubat 2025

Sayın Başkanım;


Zafer partisi'ne Ayyıldız Hareketinden beri gönül vermiş birisiyim. Paramız yoktu kışı soğukta geçirdik. Paramız yoktu elektriksiz ortamda çalıştık ama asla şikayet etmedik. Sebebi Gönül verdiğimiz davamızdır. İyi Partiden ayrılırken bir avuç Türk olarak kuklalara meydan okuduk ve gördük ki başarılı olduk. 


Siz bize baba oldunuz, abi oldunuz. Bu ülkenin umudu, Ümit'i oldunuz. Umarım sağlığınız sıhhatiniz yerindedir. Şunu unutmayin ki başkanım bizler sizi kapının önünde bekliyoruz. Evlatlar babalarını, babalar evlatlarını bırakmaz. Bizde geride adam bırakılmaz. Ya hep beraber ya hiç birimiz! Siz bizi bırakmadınız bizde sizi bırakmıyoruz. Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı göstermiyoruz, göstermeyeceğiz. 


Unutma baba binlerce evladın seni bekliyor... Kendine iyi bak baba evlatlarından selam var... Daha güçlü ve daha dirayetli çık ordan baba...

#824
Sibel Ç.

12 Şubat 2025

Sevgili Ümit Hocam, 
Bu karanlık dönemde hepimizin sesi oldunuz, umudu oldunuz iyi ki varsınız.. Yapılan haksızlıkları, adaletsizliği, liyakatsizlikleri,talan düzenini görüyoruz. Buna sebep olanların değil de, dile getirenlerin cezalandırıldığını da görüyoruz .. Elbet bu günlerde geçecek, biliyoruz ki "umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır.Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim."Kendinize iyi bakın size ihtiyacımız var .

#908
Erhan T.

12 Şubat 2025

Kıymetli hocam, genel başkanım Prof. Dr. Ümit Özdağ,


En derin saygı ve hürmetlerimi sunarım. Bu vesileyle, akademik ve toplumsal alanda yaptığınız değerli katkılara olan minnettarlığımı ve takdirimi arz etmek isterim. Cezaevinde olmanız beni derinden üzdü, ancak biliyorum ki siz bu zorlukların üstesinden gelebilecek güçtesiniz. Sizin kararlılığınız ve vatan sevginiz her zaman bizlere ilham verici olmuştur. Sizin sesinizin susturulmasına, Türk Milliyetçiliğinin yok sayılmasına izin vermeyeceğiz. Dışarıda, sizin özgürlüğünüz ve haklarınız için mücadele eden birçok insan var. Siz yalnız değilsiniz. Türkiye Cumhuriyeti'nin sosyal ve siyasi yapısına olan önemli katkılarınız, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde büyük bir saygı ile takip edilmektedir. Sizinle birlikte aynı çatı altında siyaset yapabilme şerefine nail olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Son zamanlarda gerçekleşen hadiseler ve sizin tutukluluğunuz, ülkemizin adalet sistemi ile ilgili ciddi bir muhasebe gerektirmektedir. Bu durum, yalnızca sizin kişisel haklarınızı değil, aynı zamanda Türk milletinin ifade özgürlüğü ve demokratik haklarını da doğrudan ilgilendirmektedir.


Size destek olmak ve sesinizin duyulmasını sağlamak adına, ben ve birçok vatandaş, sizin özgürlüğünüz için mücadele etmekteyiz. Bu mektupla, şahsınıza olan resmi destek ve saygımı ifade etmek, aynı zamanda sizin gibi önemli bir akademisyenin, Türk Milliyetçiliğinin günümüz yolbaşçısının yanında olduğumuzu ve Türkiye'nin geleceğine dair umutlarımızı koruduğumuzu belirtmek isterim.


Bizler hakkında idam fermanı, boynunda ilmikle Kurtuluş savaşını kazanan, Emperyalizme ve iş birlikçilerine geçit vermeyen Türk Milletinin son Başbuğu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün askerleriyiz. Bu ülkenin gerçek sahipleriyiz biz. Bu nedenle sınır güvenliğimizin ve demografik yapımızın korunması, ekonomik geleceğimiz, milli güvenliğimiz, demokrasimiz, adaletimiz bizim kaygımızdır, olmaya da devam edecektir. Meşru mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Hukuku siyasetin sopası olarak kullanılmasına müsaade etmeyeceğiz. Bize göstermiş olduğunuz yolda umudumuzu yitirmeden devam edeceğiz.


Unutmayınız hocam milyonlarca Ümit Özdağ var artık. Mücadelemiz yeni başlıyor.

Son kale yıkılmayacak!


Sağlığınızın yerinde olması ve en kısa sürede özgürlüğünüze kavuşmanız temennilerimle, çalışmalarınızda başarılar dilerim.


Kahrolsun İstibdat, Yaşasın Hürriyet!


Saygılarımla,


Erhan Tanyeri

#630
Buğra A.

11 Şubat 2025

Sevgili Genel Başkanım,
Ilk olarak geçmiş olsun dilerklerimi iletmek isterim. Umarım Durumunuz iyidir. Ülke zor zamanlardan geçmekte hem Ekonomik hemde Insanlık anlamda gerçekten çöküşü görüyorum. Ankarada Bilgisayar Mühendisliği okuyan ve Gezmeyi seven birisiyim. Gerçekten geldiğimiz durumdan korkuyorum. Son Kale Zafer Partisidir. Diğer partilere pek güvenim kalmadı. Gerçekten bize sahip Çıktığın için içten Teşekkürlerimi iletmek isterim. Yapılan mitinglerden ve uyanışı görmek de içimi rahatlattı. Tek isteğim bu Ülkeyi düzeltmek. Sağlık ve sığada kalmanız dileğiyle 🙏

#294
Ümit Ö.

11 Şubat 2025

Sayın Başkanım Ümit Özdağ sizi yıllardır takip ediyorum, umarım size yapılan haksızlık biran önce son bulur ve özgürlüğünüze kavuşursunuz aslından sizin özgürlüğe kavuşmanız demek Türk milletinin özgürlüğüne kavuşması demek olacak.


Sizi susturmak isteyenlere cevabı sandıkta vereceğiz.

Siz dik durdukça bizde sizinle duracağız.Sevgiyle sağlıcakla adaşınız Ümit

#78
Rıfat E.

04 Şubat 2025

Merhaba Ümit ağabey dualarımdasın.


Umarım sağlığın yerinde, afiyettesindir.

Senin en büyük gücün moral. Allahın izniyle herşey yoluna girecek, hak yerini bulacak tahliye olacaksın.

Seni Allah'a emanet ediyorum.


Sağlıcakla kal.

#616
Altay T.

11 Şubat 2025

Ey büyük Türk evladı ümit 🇹🇷Aldığı nefesi verdiği ömrü Türk’ün yoluna feda eden ümit 
Bil ki,
ÖZDAĞ’larında birer birer çiçekler açıyor 
Bil ki,
ÖZDAĞ’larında birer birer umutlar yeşeriyor 
Bil ki,
ASİL TÜRK EVLATLARI SENİ BEKLİYOR
             ÖZDAĞ’larında…

#1514
Hakan K.

18 Nisan 2025

Sayın Ümit Özdağ’a,

Karanlığın çöktüğü, pusun bastığı, hakikatin bastırılmaya çalışıldığı şu çağda, bir mektup yazmak istedim size. Kalemimle değil sadece, yüreğimle. Çünkü biliyorum ki; bazı insanlar sadece bir isim değil, bir çağrının kendisidir. Siz, bu milletin vicdanında yükselen bir çağrının adısınız.

Ben bir Türk genciyim. Kendimi bu topraklarda yetişmiş, çilesini çekmiş, tarihini omuzlarında taşımaya yemin etmiş biri olarak görüyorum. Sizinle yollarımız belki hiç kesişmedi. Elinizi sıkmadım, gözünüzün içine bakmadım. Ama fikirleriniz, yüreğime dokundu. Çünkü siz “Türk milletinin geleceği, Türk milletinin ellerindedir” dediğinizde, biz gençlerin gözleri daha bir parlak bakmaya başladı hayata. Sözünüzün ardında bir milletin yorgun sesi vardı, biz o sesi tanıdık.

Bugün sizi bir duvarın ardına koymak isteyenlerin unuttuğu bir şey var: Fikirler hapsedilemez. İnanç zincire vurulamaz. Bayrağın gölgesinde büyüyen hiçbir düşünce susturulamaz.

Ve ben biliyorum ki: Siz yalnızca göçmen politikasıyla değil, devletin bekasıyla, milletin onuruyla, vatanın namusuyla ilgili bir uyarı yaptınız. Türk milletine “Uyan!” dediniz. Size kızdılar, çünkü susturamayacaklarını anladılar. Sizi yalnız bırakmaya çalıştılar, çünkü fikrinizin çoktan yayıldığını gördüler.

Siz dediniz ki:
“Atatürk’ün emanetine sahip çıkmak, sadece anmakla olmaz; onun bıraktığı mücadeleyi devam ettirmekle olur.”
Bu cümleyi ilk duyduğumda, içimde bir yer titredi. Çünkü bu topraklarda artık herkes and içiyor ama kimse mücadele etmiyor. Siz and içmekle kalmadınız, mücadeleyi omuzladınız.

Ben bir yazarım. Kalemimden kelimeler değil, bir milletin acıları ve arzuları akar. Gözlemlerimi, hayallerimi, korkularımı ve umutlarımı sayfalara döküyorum. Bugün size yazarken, bu satırların yalnızca siyaset için değil, bir fikir adamına duyulan saygı için yazıldığını bilmenizi isterim. Zira bu milletin, düşünen, anlatan, korkmadan konuşan adamlara ihtiyacı var. Ve siz, o az sayıdaki “Adam”lardan birisiniz.

Her milletin tarihinde zorlu dönemler olur. İhanet gölgeleri uzun düşer, doğru sözler bastırılmak istenir. Ama tarih şunu defalarca ispatlamıştır: Zulmün devleti olmaz; ama hakikatin daima bir milleti olur.

Siz bugün dört duvar arasında olabilirsiniz. Ama biz dışarıda, Türk milletinin vicdanında, sizin fikirlerinizin büyümeye devam ettiğini görüyoruz. Ve bu bir şahsi sahiplenme değildir; bu, bir milletin kendi köküne sarılma çabasıdır.

Atatürk’ün “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” dediği kudret; bugün sizin gibi insanlarda cisim buluyor. Çünkü siz sadece uyaran biri değilsiniz, aynı zamanda hatırlatansınız. Bizi kendimize, öz benliğimize, gerçek düşmanımıza ve unutturulan ideallerimize döndüren bir hatırlatıcısınız.

Bu mücadelede yalnız değilsiniz. Türk gençliği, size bakıyor ve kendini yeniden tanımlıyor. Siz varsanız, biz de varız. Siz susturulmazsanız, biz de susmayız.

Unutmayın, hür bir milletin evlatları olarak bizler buradayız. Sizi yalnız bırakmıyoruz. Sözünüzü taşıyor, düşüncenizi yaşıyoruz. Kaleminizin izi, yüreğimizin çizgisi olmuştur.

Bu topraklarda milletin adı Türk’tür, devleti Türkiye’dir, bayrağı aldır, lideri Atatürk’tür. Ben bu değerleri savunan nefer olarak sizi saygıyla selamlıyorum.

Zafer, ancak milletin kendine döndüğü vakit gelir. Ve o gün, çok yakındır.

Saygı, vefa ve inançla,

Atatürkçü Türk genci & Yazar

 

#1423
Gök T.

04 Mart 2025

Seyir Defteri Gün 42
Sn.Özdağ

Hukuğa olan inancımızı koruyarak en kısa sürede çıkacağınıza inanmak istiyoruz...
Yazacak çok şey var ama az ve öz size özgürlüğünüzün verilmesini istiyoruz..
Deniz karanlık ama ufukta bir ışık olduğuna inanmak istiyoruz...
saygılar

#277
Murat Ö.

11 Şubat 2025

Hocam, Genel Başkanım, Ağabeyim,Atatürk çizgisinde Türk Milliyetçilerinin yolbaşçısı...
Büyük Atatürk'ün vatan sevgisi, Türk Milliyetçiliği, Türkçülüğü bu uğurda ki mücadelesi Atatürk çizgisinde Türk Milliyetçilerine yol gösteren en güçlü ilham olmuştur. Bugün, Türk Milleti'nin onurunun savunucusu olarak, siz, bu mücadelenin canlı temsilcisisiniz. Türk Milleti için göstermiş olduğunuz mücadelenizden ilham alıyor, yürekten canla başla destek veriyor, Türklüğü, Türkler'in Anadolu'da ki hukukunu ve Türkiye Cumhuriyeti'ni savunduğunuz için sonsuz teşekkür ediyorum.
Değerli büyüğüm, bu yolda gösterdiğiniz cesaret, milletimizin yüreğinde ki vatan sevgisini yeniden yeşerten, geleceğe dair ÜMİTLERİMİZİ tazeleyen eşsiz bir ışık kaynağıdır. Ben, eşim ve kızım Umay ile birlikte Gazi Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK'ün izinde, sizin yanınızda vatanımızı ve ailemizi savunacağız.
Her karanlık gecenin ardından aydınlık sabahlara ulaşacağımıza, bu kutsal topraklarda bağımsızlık, özgürlük ve adaletin yeniden hüküm süreceğine olan inancımız tamdır. Sizin şiiriniz de de belirttiğiniz gibi; "Tan atımının en yakın olduğu an, gecenin en karanlık olduğu andır..."
Gençliğe Hitabe ruhunu taşıyan Türk Gençliği, Ümit Özdağ'ın başlattığı "Kurtuluş" mücadelesinde onu yalnız bırakmayacaktır. Zafer, büyük Türk Milleti'nin olacaktır.
.....Heyhat!kim kaldı eski selanik'tenkim kaldı ittihat ve terakki'denkim kaldımüdafaa-i hukuk cemiyeti'nden....ya Millet Meclisi'nde meb'usya Kuva-yi Milliyede askerya Silivri'de tutsak...
Yüce Allah'tan size ve ailenize sağlık diler, ellerinizden öperim Hocam, Genel Başkanım, Ağabeyim.
En derin saygılarımla ve şükranlarımla.

#1035
Salih M.

16 Şubat 2025

Umit baba şu an saat 3.48 de samsun carsambada kyk yurdunda kalan 3 arkadaş sana selam gönderiyoruz. Yaşlarımız 22. Bu yaşımıza kadar çeşitli bir yönetim görmedik. Ancak bir sonraki yönetim için seni ve ekibini doğru bir yol olarak görüyoruz. S.Ogan olayı bizi üzdü. Bir daha olmayacağına eminiz ama güvenimizin sarsilmasini daha fazla istemiyoruz. Yolun bahtın açık olsun arkandayız. Biz de varız. 

#896
Eren A.

12 Şubat 2025

Sayın Ümit Özdağ Hocam,

Bu mektubu size, size duyduğum sevgi, saygı ve inancımı dile getirmek için yazıyorum. Sizi tanıdığımız günden beri, doğruların peşinden ayrılmadan, eğilip bükülmeden dimdik duruşunuzla biz gençlere umut verdiniz. Ülkemizin içinde bulunduğu durumu her gün tartışıyor, geleceğimiz için endişeleniyoruz. Ama biz hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmadık, çünkü sizin gibi liderlerin varlığı bize güven verdi.

Henüz sandığa gitmemiş olsak da, biz ve arkadaşlarımız çoktan kararımızı verdik. İlk oyumuzu, tereddütsüz, size vereceğiz. Çünkü biliyoruz ki siz makam peşinde değil, vatan ve millet aşkıyla hareket eden bir lidersiniz. Size inancımız sadece bugün değil, yarın da aynı olacak. Eğer bir bedel ödenecekse, siz en başından beri bunu göze almış bir insansınız. Biz de sizin yolunuzda, doğru bildiklerimizi savunmaya devam edeceğiz.

Sizi ve mücadelenizi saygıyla selamlıyor, her zaman yanınızda olduğumuzu bilmenizi istiyoruz.

En içten saygılarımla,

Eren A.

#716
Rafet Y.

12 Şubat 2025

Selâm olsun yüce Türk milletinin korkusuz evladı Ümit hocam. Ne yaparsa yapsınlar Türk Milleti'ni korkutamaz ve susturamazlar. Hiçbir zaman esareti ve boyunduruğu kabul etmeyen milletin evladı bundan sonra da kabul etmeyecek. Namussuz ve şeref sözü verip, Türk Milleti'ni görmezden gelen ve adaleti ayaklar altına alan, yüce Türk Milleti'nin kurumlarını işgal eden herkes bir gün bedelini ödeyecek. Bebek katili teröristlerin adını pervasızca meclise taşıyan, herkes hak ettiği muameleyi görecek. Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!

#510
TayfunArıcan

11 Şubat 2025

Türk milletinin tekrardan Ergenekon’a hapsedilmek istendiği yüzyılda yine Türk milletinin bir Ümit’i olarak siz çıktınız. Bundan 50 yıl sonra bile torunlarımıza Başbuğ Atatürk’ü anlattığımız gibi sizinde bu onurlu duruşunuzu, makam ve mevki için olanlara göz yummadığınızı anlatacağız sayın genel başkanım. 


Kendinizi sakın yalnız hissetmeyin evlatlarınız sizinle.
Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin!

#87
Barbaros

05 Şubat 2025

TÜRK'ün son kalesi Zafer partisi ve TÜRK'ün son umudu Ümit Özdağ,


Asla vazgeçmeyeceğiz TÜRK için TÜRK'lük için savaşacağız ve yine bir gün "Tan atarken Tanrı Dağlarında yine mey ırmağına karşı çayımızı yudumlayacağız". 


Yılmadan yıkılmadan devam edeceğiz. 


Saygılarımla,

 
Barbaros Ercan

#1314
Mustafa E.

22 Şubat 2025

Sayın başkanım, 16 yaşındayım, Babannemle beraber Bolu'da yaşıyorum, Malûm ülkenin şartlarından dolayı pekte iyi bir durumda olduğumuzu söyleyemeye-ceğim, dedemin az maaşıyla ve babamın  desteğiyle öyle böyle geçiniyoruz. Sadece biz değil. Ülkecek bu hâldeyiz. ben bir dinsizim ve kendi ülkemde resmen çevrem tarafından azınlık durumuna düşmekteyim ve bu durum beni oldukça üzüyor. İnsanlara mensup olduğum dini ve ideolojiyi bahsetmekten korkuyorum. Elimden gelen tek şey kitap okumak ve ders notlarımı iyi tutmak elimden başka birşey gelmiyor, Başkanım, biz TÜRK gençlerinin tek umudu siz ve İnce'dir. İnce başkanın sizin yazdığınız mektubu X'ten okudum, ve başınıza bu gibi olaylar geldiği için çok üzüldüm. Şuan bile rahat bir şekilde konuşmaktan korkuyorum ancak unutmayınki;Biz Türk gençleri, ifademizi net bir şekilde açıklayamasakta her zaman sizin arkanızdayız ve her zaman da arkanızda olacağız. Saygılar.
-Mustafa Evren

#664
Fatih A.

12 Şubat 2025

Merhaba Kıymetli başkanım, TÜRK'ün ve TÜRK'lüğün önderi, lideri ve iftiharımız can abim. satırlarıma başlamadan önce bana uzak sana yakın mert ve Cesur bileklerinden sıkar, seni hasretle kucaklarım.Nasılsın? İnşallah iyisindir. İyi olmanı bizleri yaratan cenabı haktan dilerim. Sende bizleri soracak olursan bizler de çok şükür iyiyiz. Yaramaz bir şey yok. Bıraktığın gibi çalışmaya devam.. Sana ve Türk Milletine karşı yapılan hukuksuz kanunsuz olayları duyduk çok üzüldük. Bu günlerde geçecek elbet. Sende canını sıkma aslan abim. Kendine iyi bak dışarda herkes iyi. İyi olmak zorundayız. Seni çok özledik abim..Sen günlerini nasıl geçiriyosun abi? İyi ol, güçlü ol abi. Sen zaten güçlüsünde moralini bozma abi :) Canımızsın abi biliyorsun işte. Sen canını sıkma biz her zaman yanındayız, seninleyiz, seni seven dava arkadaşların ve senin emrini bekleyenlerin askerlerin var. Unutma o günlerde gelecek seni alacağız Allah'ın izniyle abim. Buralardan, benden bir isteğin emrin arzun olursa başım gözüm üstüne biliyorsun. Canımızı veririz senin için.Satırlarıma son verirken, seni önce Allah'a sonra sana emanet ediyorum. Kendine çok iyi bak görüşürüz aslan abim.
Fatih Ahıskalı   

#1179
Halime E.

20 Şubat 2025

DEĞERLİ BAŞKANIM
İSTANBUL KÜÇÜKÇEKMECE TEŞKİLATI SİZİNLE 🌹
Kerküğün zindanına attılar beni
Mazlumlar sürüsüne kattılar beni
Her yanım dağladılar ateşle annem
Ne suçum ne günahım yaktılar beni

#1447
Emre

21 Mart 2025

Ümit Hocam Selamlar,
Umarım iyisinizdir. Aklımız kalbimiz sizinle. Yapabildiğimiz tek şey sosyal medyadan tepki göstermek. Gelişmeleri takip etmek. 
Çok güçlü bir figürsünüz bizim için. O yüzden güçlü kalacağınızdan şüphemiz yok. 
Bazen aklıma takılıyor dalıp gidiyorum hocam bu işlere gözlerim doluyor boğazım düğümleniyor. Nasıl olacak bu işler diyorum çıkamıyorum işin içinden. Ne olursa duracaklar diyorum. Ne olursa yetecek diyorum. Çıkamıyorum işin içinden. Kızım Elay ellerinizden öper 3 aylık.
Ona Türkiye Cumhuriyeti’ni andımızı okuyacağı, yerli malı haftası yapacağı, cumhuriyet bayramımızı elinde bayraklarla kutlayabileceği gibi bırakabilecek miyiz?
Yine boğazım düğümlendi.Sindiremiyorum içim içimi yiyor hiç bişey yapamıyoruz. Kara delik hiç durmuyor çekiyor bizi içine.
Hocam, size ihtiyacımız var.Biz, Atatürk İlke ve İnkılapları ile büyümüş neslin size ihtiyacı var.Lütfen güçlü kalın.60 günün 60’ında da aklımız sizde.

#1498
Bengü A.

03 Nisan 2025

Bir mektup yazdım fakat dayanamayarak tekrar yazıyorum. Erkek arkadaşım benim adima da yaz dedi. siz o kadar halkın derdini konuştunuz ki ... İnsanın sizi abisi bilip derdini , düşüncelerini ,umutlarını  anlatası geliyor.  Ektiginiz tohumların yeşermesini girdiğiniz seçimlerde  tam görmediniz . Dışarı çıktığınızda göreceksiniz. Z kuşağı milliyetçilik ve Atatürkçülük dışında neredeyse her konuda apolitik . Az ve öz bu iki değer kalıbı dışında hiçbir kılıfa uyduramıyorlar bizi.  Herkes kendine has ve kalıplara sokularak marjinal sol örgütler , anarşistler gibi kavramlara sığdırılamıyor . En korktukları şey , egitimi ve müfredatı değiştirerek baltalamaya çalıştıkları Atatürk ve milliyetcilik misliyle katlanarak işledi içimize.  Hiç andımızı okumamış gençlik liselerde andımızı okuyor.  Muhafazakar ailenin çocukları (ben dahil) milliyetçi , kültürüne karşı muhafazakar fakat akılcı,ilerici ve laik bir nesil oldu. Biz ne Batının ikiyüzlülüğüne , ne de Arapların kültürüne hayranlık duymuyoruz, belki ailemizin bile unuttuğu gelenekleri öğreniyor ve özümüzü biliyoruz.