Ümit Özdağ'a Mektup

#397
Semih

11 Şubat 2025

Sayın Ümit Özdağ,


Gözünüz arkada kalmasın hocam. Türk gençliği olarak atatürkün askerleri ilelebet burdadır. Her zaman ve her daim atatürkün askeri olmaktan gurur duyuyoruz. Sağlıcakla kalın. 

#1332
Ali

22 Şubat 2025

Değerli hocam geçmiş olsun. Sizlerin yanında olduğumuzu bilin. Zalimler bir gün hesabını verecektir. Biz karamsar değiliz. Sizler de karamsar olmayın. "Güneş ne zaman doğacak" filmini hiç aklımdan çıkaramıyorum.  Güneş'in çok güzel doğacağı günü bekliyoruz. Allah yar ve yardımcınız olsun. Sağlıcakla kalın. 

#179
Cihan

11 Şubat 2025

Sayın genel başkan ümit özdağ haksız ve hukuksuz olarak tutuklusunuz bunu herkes biliyor zannetmeyin ki sadece zafer partililer biliyor herkes biliyor bunu ama sizin içeride olmanızdan mutlu olanlar da var Peki ya kimler AKP -HÜDA-PAR, Dem, MHP, gelecek , deva son ikisini bilerek küçük harfle yazdım sanki ilki büyükmüş gibi 😂 keşke hepsini küçük harhle yazsaydım ama öyle yazmadım diye bile dava açılabilir noktasına geldik yeter artık Ümit baba ben sana inandım güvendim arkandayım sen bana güvenmezsen beni istediğin gibi öne sür çünkü ben seni önümde önder olarak görmek istiyorum neden  insan Türk olur da nasıl mustafa kemal den yana taraf olmaz derken 
ulan bir türk nasıl olurda apo piçine umut hakkı isteyenle taraf olur

#1060
Muhammed D.

19 Şubat 2025

Sayın Ümit Özdağ,


Ben 21 yaşında Devletime ve Milletime bağlı Diyarbakırlı olan Milliyetçi ve Atatürkçü Türk genciyim.

Sizlere hem Diyarbakırdan hemde yaşadığım şehir olan Kocaelinden saygılarımı ve sevgilerimi yolluyorum.

Zafer Partisi Genel Başkanı olarak yaşadığınız bu zorlu süreçte, size en içten geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum. Siyasi mücadeleler her zaman zorluklarla doludur, ancak adaletin en kısa sürede tecelli edeceğine inanıyorum.

Bu vesileyle, Ülkemizin geleceği için önemli bir çağrıda bulunmak istiyorum. Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve sosyal sorunların çözümü için milli hassasiyetleri inceleyen partilerin bir araya gelmesi büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, Memleket Partisi Genel başkanı Sayın Muharrem İnce ile bir ittifak kurmanızın ülkemizde güçlü bir alternatif oluşturacağına inanıyorum.


Türk milletinin menfaatleri doğrultusunda, ortak değerler etrafında birleşen bir siyasi ittifakın, halkın beklentilerine cevap verebileceğini düşünüyorum. Bu birliktelik, Ülkenin geleceğine dair umutları arttıracak ve güçlü bir muhalefet olarak milletin sesini daha gür duyuracaktır.


En kısa sürede özgürlüğünüze kavuşmanızı temenni eder, sağlıklı ve güçlü kalmanızı dilerim.


Saygılarımla,

Muhammed Dalgalı

•

#1156
Neva Ç.

20 Şubat 2025

Sevgili Abim...Öncelikli olarak belirtmek isterim ki şu an öylesine çok heyecanlıyım ki...Heyecanımın nedeni yazmış olduğum bu satırları okuyacağınızı düşünmek...Abi ben İstanbul Şişli'den yazıyorum. 60 yaşında emekli ve hep solcu olmuş sola oy vermiş bu güne kadar düşüncesinde ve duruşunda milim oynamayan biriyim.Ama Sizi hep takip ederdim uzaktan uzağa...Gerek akademisyen kimliğiniz ve gerekse siyasi duruşunuz hep sizi daha daha yüceltti yüreğimde.Demem o ki Abi...Siz çıktığınız gün partinize üye olacağom tek bir şart ile ama rozetini siz takacaksınız..Anlaştık mı Abim...Saygı ile ellrinizden öperim..

#519
Rtugan

11 Şubat 2025

Değerli hocam seni çok seviyoruz. Senin ülkemize olan sevginden şüphemiz yok. Parmaklıklar ardında olman Türk milleti için utanç kaynağıdır. Adalete olan güvenimiz kalmamış olabilir ama senin fikirlerine ve ideallerine olan bağlılığımız tamdır. Rabbim hayırlı ve uzun ömürler nasip etsin. Zafer partisini iktidarda görmeyi nasip etsin. Lüften sağlığınıza dikkat edin sizi kaybetmek tüm ümidimizi kaybetmektir. Eskişehir'den bir evladın .

#778
Aziz C.

12 Şubat 2025

Size bu mektubu yurtdışından yazıyorum ve tam da fiziksel mektup olarak göndermek üzereyken bu siteyi keşfettim. Sizi Mhp kongresi döneminden beri takip ediyorum. Ardından iyi partinin kurulması, sonra iyi partiden ayrılmanız ve mahkemeyi kazandıktan sonra ayrılıp zafer partisini kurmanız...
Siz mhpde daha kongre dönemindeyken aileme, "bakın Ümit Özdağ'ı izleyin, çok büyük işler yapacak" diye söylediğimde, "boşver onu, hiçbir şey yapamaz, hem sen siyasetten ne anlarsın ki" demişlerdi.
2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde, "seninki ortalığı kasıp kavuruyor, ne olacak sence" diye ilk defa bana fikrimi sorduklarında ise, inandığım kişinin başarıya doğru hızla koşmasını tahmin etmiş olmanın, doğru kişiye gönül vermiş olmanın haklı gururunu yaşadım.
Sizin yaptıklarınız ve söyledikleriniz, Türk milletinin beyninde ve yüreğinde, sizin tahmin ettiğinizden daha fazla yer tutuyor. Halkımız tam olarak göstermese de, sizin başarıya ulaşmanız için yürekten bir arzu duyuyor. Ama arzu duymak yetmez, aktif olarak çalışmak, Zafer'e katılmak da gerekir.
Bana, "yurtdışına nasıl gelirim, yardımcı olur musun" diye soranlara, Zafer partisine bağış yapma şartı koyuyorum.
Bugünler geçecek, çok yakında sizi aramızda göreceğiz. Bu mektuplar ve yaşananlar ise tarihe geçecek.
En geç mart ayında sizi tekrar aramızda göreceğimize inanıyorum. Eskisinden daha güçlü ve daha inançlı.
saygılarımla.

#1549
Gökhan K.

10 Haziran 2025

Sayın Genel Başkanım, Sayın Hocam,

Öncelikle sizleri en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Çok değerli Genel Başkanım, sizler sözde "çözüm süreci" bahanesiyle yaklaşık 142 gündür tutuklusunuz, adeta bu süreç için rehin tutuluyorsunuz. Bu vahim durum karşısında, ailenizin yaşadığı sıkıntıları ve çektiği üzüntüleri büyük bir hüsran, derin bir kalp kırıklığı ile maalesef takip etmeye de devam ediyoruz. Kıymetli ailenize saygı ve hürmetlerimi sunuyor kendilerine sabırlar diliyorum. 11 Haziran’da sevdiklerinize kavuşmanızı diliyor bunun için dua ediyorum…

Umarım hakim karşısına çıkacağınız gün, özgürlüğünüze kavuşur, adalet yerini bulur ve yeniden aramıza dönersiniz. Çünkü siz, demokratik değerlerin, adaletin, hak ve hukukun yanında duran; her zaman doğruları söyleyen; vatanına, milletine ve tüm yurttaşlarına (hangi kesimden olursa olsun) sahip çıkan bir lidersiniz.

Sayın Genel Başkanım siz her zaman halkın sorunlarını dinleyen, bu sorunlara çözüm üretmeye çalışan; her platformda sahici bir anlayışla, gerçekçi yorumlarla ve net ifadelerle kamuoyunu aydınlatan bir duruş sergilediniz ve sergilemeye de devam ediyorsunuz. Toplumu gerçeklerle buluşturan, birlik ve beraberlik umuduyla yarınlara taşıyan bu tavrınız bizler için çok kıymetli. Çünkü bu ülkenin sizin gibi insanlara gerçekten çok ihtiyacı var.

Ben bir genç olarak, sizin söylemlerinizden, samimiyetinizden, bu vatana olan tutkunuza duyduğum güvenle, herhangi bir art niyet taşımadan, şeffaf, ilkeli ve net bir duruşunuz için sizlere minnet duyuyorum. Ancak belirtmek isterim ki ben, klasikleşmiş ve kalıplaşmış milliyetçi anlayışlara sahip biri hiçbir zaman olmadım, olmayacağım da. Ve görüşüm şudur ki  Zafer Partisi, bugün yozlaştırılmak ve içi boşaltılmak istenen milliyetçilik anlayışına karşı; Atatürk ilke ve inkılaplarını temel alan, toplumun tüm değerleriyle sentezlenmiş yeni bir siyasi anlayışla yola çıkmıştır. Sizler bu partiyi kurarak, Türkiye'nin gerçek ihtiyaç duyduğu bir dönemde halkımıza umut oldunuz. Tüm imkânsızlıklara rağmen partiyi ayakta tutabiliyor olmanız son derece kıymetlidir.

Bugünkü siyasi iklimde Zafer Partisi, sadece alışılagelmiş bir milliyetçilik anlayışını değil, çok daha derin ve geleceğe dönük bir bakış açısını temsil etmektedir. Atatürk’ün çizdiği yolda, vatanın sınırlarını ve milletin geleceğini esas alan parti duruşunuz bizlere ilham vermektedir.

Ben Cumhuriyet’e, Atatürk’e yürekten bağlı, vatanını ve milletini –bu ülkede hangi kökenden olursa olsun birlikte yaşamaktan mutluluk duyduğu insanlarla birlikte– seven sade bir Türk genciyim.

Size daha önce defalarca mektup yazmak istedim. Ancak gündemin sürekli değişmesi ve yaşanan gelişmeler, düşüncelerimi toparlamamı zorlaştırdı. Bu satırları, çıkışınıza yakın bir zamanda yazmak istedim. Umarım mektubum sizlere ulaşır.

Tutuklandığınız günden bu yana geçen süre içinde yaşanan gelişmeler, bir genç olarak beni oldukça tedirgin ediyor. Sizin bu ülke için kurduğunuz hayalleri, gençler için yaptığınız gelecek planlarını yıkmaya, onları dört duvar arasına almaya ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar bu fikirlerin ve hayallerin kalbinizde zihninizde korunduğunu biliyor ve hissediyorum.

Siz bu Cumhuriyetin parlayan yıldızlarından birisisiniz, sizi karanlığa asla mahkum edemeyeceklerdir! Türk Milleti buna asla müsaade etmeyecektir!

Yaşadığımız süreçler sonucunda ki adaletsizlikten doğan kaygılar sadece bana ait değil; benim gibi vatanını, milletini seven, ülkesi için endişe duyan birçok insan da aynı hissiyatı yaşıyor. Şimdi yeni bir çözüm süreci ile karşı karşıyayız. Hepimizin bildiği gibi, birinci çözüm sürecinde yaşananlar yakın geçmişimizin acı birer hatırası olarak hafızalarımızda hâlâ çok taze. O süreç sonunda yaşanan Sur olaylarında hayatını kaybeden vatan evlatlarımızı rahmetle anıyor, yakınlarına sabır diliyorum. Şehitlerimiz bu ülkenin güvenliği, bütünlüğü ve orada yaşayan yurttaşların geleceği için canlarını feda ettiler…

Tıpkı her bayramda olduğu gibi, bu bayramda da şehitlikler ziyaret edildi. Ancak bu bayram farklıydı... "Terörsüz Türkiye" söylemi altında yürütülen sürecin yansımaları ve yapılan açıklamalar, şehit aileleri açısından derin bir kırgınlık ve onur yarası oluşturdu. Bugün birçok şehit yakını, büyük bir acıyla şu soruyu kendine sormaktadır:
"Benim evladım neden şehit oldu? Boşuna mı canını feda etti…?

Bu soruları hem sosyal medyada hem toplu taşıma araçlarında, hem de mezarlıklarda yapılan ziyaretlerde duyuyoruz. İnsanlar artık bu acıyı içlerine sığdıramıyor. Dün milliyetçilik söylemiyle her alanda 'Türklük' vurgusu yapan siyasi çevrelerin, bugün tam tersi bir çizgide yürümeleri; dün hakaret ettiklerine bugün sarılmaları; devletin bütün mekanizmalarıyla bu çelişkiye zemin hazırlanması insanları derinden sarsıyor. Özellikle şehit aileleri bu durumdan son derece rahatsızdır.

Ben bir genç olarak bu durumun nasıl olması gerektiğine dair kendi görüşlerimi, naçizane de olsa, paylaşmak istiyorum. Atatürk ve  Cumhuriyet aşığı bir genç olarak, belki doğru, belki eksik ya da fazla ama içtenlikle ifade edeceğim bazı düşüncelerim var. Ve bunları Türkiye’de yalnızca sizinle paylaşabilirim. Çünkü siz, bu konunun ciddiyetini bilen, yıllardır siyasetin içinde olan, dünya siyasetini ve güvenlik politikalarını yakından takip eden, ileri görüşlü bir siyasetçi ve bir eğitimci olarak bu ülkenin gerçekten ihtiyacı olan bir lidersiniz. Sadece bu nedenle değil, aynı zamanda size duyduğum büyük saygıdan dolayı da bu satırları yazıyor, düşüncelerimi doğrudan sizinle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle sizin de sık sık vurguladığınız gibi, Sayın Devlet Bahçeli’nin geçtiğimiz genel seçimlerin ardından yaptığı kısa ama derin anlamlar barındıran bir açıklamayla başlamak istiyorum. Sayın Bahçeli, yerel seçimlerden hemen sonra şöyle demişti:
“Türkiye yeni bir döneme giriyor. Her şey değişecek… Umarım Türkiye değişmez.”

İlk duyduğumda bu sözlerin ağırlığını tam anlayamamıştım. Fakat zaman geçtikçe, özellikle sizin değerlendirmelerinizi dinledikten sonra, bu sözlerin rastgele söylenmediğini, arkasında dizayn edilmiş bir sürecin bulunduğunu fark ettim. Bugün gelinen noktada, sizin o günkü yorumunuzun ne kadar isabetli olduğu açıkça ortaya çıkmıştır.

Sayın Bahçeli’nin, çok değil birkaç yıl öncesine kadar terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan için kullandığı ifadelerin, bugün nasıl “kurucu önder” gibi tanımlamalara dönüştüğü kamuoyunun vicdanında derin bir sarsıntı yaratmıştır. Sayın Bahçeli’nin, bu söylem değişimini kamuoyuna açıklama sorumluluğu vardır. Eğer bu noktaya gelecekti ise, neden 20-25 yıl önce gelmedi? Neden bu ifadeleri o günlerde kurmadı? Eğer bu düşünceler samimiyse, neden binlerce vatan evladı toprağa düştükten sonra gündeme getiriliyor?

Ne yazık ki bu sorulara bugün hiçbir yanıt alamıyoruz. Dahası, karşısında ki hiçbir gazeteci bu konuyu ne açıkça sorabiliyor ne de kamuoyuna sağlıklı bir açıklama yapılıyor (gerçi bu soruyu soracak gerçek bir gazeteci var mıdır kalmış mıdır onu da bilemiyorum. Belki bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar gerçek gazeteciler kalmıştır. Ancak onlara da bu isimlere çıkıp asla bir röportaj vermez veremezler). Oysa geçmişte hem terör örgütüne hem de bazı siyasi partilere karşı çok sert ifadeler kullanan bir liderin, bugün tam zıt yönde bir tutum alması vicdanları yaraladığı gibi olması gereken ilkeli siyasi duruşu tam anlamıyla yok etmektedir.

Ben burada herhangi bir siyasi lidere ya da partiye hakaret etmek niyetinde değilim. Öyle bir şey haddime de değildir. Aksine, siyasi görüşlere ve liderlere saygı duymanın bir vatandaşlık sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Tabii bazı partilerin ismini bile anmak istemediğimi de belirtmek isterim. Bu da benim şahsi duruşumdur. Ancak sade bir yurttaş olarak bazı sorulara cevap arama hakkımın olduğuna da inanıyorum.

Bugün yine “anayasa değişikliği” söylemleriyle bir süreç yürütülüyor. Bu süreç “Terörsüz Türkiye” başlığı altında sunuluyor. Elbette hiç kimse Türkiye’de terör olsun istemez. Ama geçmişte de “Analar ağlamasın” başlığıyla benzer bir süreç yürütüldü ve buna itiraz edenler, “Sen analar ağlasın mı istiyorsun?” söylemleriyle susturulmaya çalışıldı. Bugün de aynı durumla karşı karşıyayız: İtiraz eden, soru soran ya da şüphe duyan herkes, “Sen terör mü istiyorsun?” şeklinde bir söylemle baskılanıyor. Senaryo kurucuları yine iş başında…

 

Aynı senaryo, bu kez daha ustaca, daha makyajlı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Peki, “Sen bir Türk evladı olarak bu sürecin nasıl işlemesini istersin?” diye sorulursa, açıkça şunu söylerim:

Ben, bu topraklarda hiçbir çatışmanın olmadığı; insanların kardeşçe, eşit, mutlu, huzurlu, adaletli bir düzende yaşadığı; demokrasinin, hukukun, hak ve özgürlüklerin herkes için geçerli olduğu bir Türkiye hayal ediyorum. Hangi kökenden olursa olsun herkesin birlikte, refah içinde yaşadığı bir ülke...

Ancak görüyoruz ki bugün yürütülen süreç, samimi bir barıştan ziyade siyasi menfaatlerin gölgesinde ilerliyor. Ve bu süreçte en çok yıpratılan yine Cumhuriyet değerleri ve Atatürk’ün mirası oluyor. Bugüne kadar hiçbir dönemde görmediğimiz kadar yoğun ve sistematik bir şekilde, Atatürk’ün hatırasına yönelik bir “operasyon” yürütülüyor. İsim vermeye gerek duymuyorum ama bunu yapanlar, açıkça Türk milletinin hafızasıyla ve duygularıyla oynuyor.

 

İmralı ziyaretleriyle başlayan yeni süreçte nereye gidileceği konusunda hepimizin endişeleri var. Abdullah Öcalan, yakalandığında “Ben Türk devletinin yanındayım, emrindeyim” demişti. Peki, Sayın Bahçeli o zaman neden bu sözleri ciddiye almadı da, neden şimdi gelen çağrılara bu kadar kıymet veriyor? Eğer samimiyse, neden 20 yıl boyunca bu yaklaşımı benimsemedi? Neden onca can, onca zaman, onca kaynak heba olduktan sonra bu noktaya gelindi? Bunun cevabını hem kamuoyuna hem de bu ülkenin şehitlerine gazilerine yakınlarına vermek zorundalar!

 

Bugün yürütülen sürecin ne yazık ki samimi olmadığını üzülerek ifade etmek zorundayım. Keşke bu süreç gerçekten iyi niyetle, açık ve şeffaf bir biçimde yürütülse... Ve içinde sizin gibi tecrübeli, ilkeli, milletin güvenini kazanmış siyasetçiler de yer alsa. Türk milletinin gözleri önünde, televizyonlar karşısında, açık oturumlarda tartışılarak, milletin bilgisi ve onayıyla ilerlese… O zaman bambaşka bir tabloyla karşı karşıya olabilirdik. Ancak şu an yaşananlar bu şekilde yürümüyor. Bu süreçte, Türk devleti için canını ve bedenini feda etmiş şehitlerimiz, gazilerimiz ve onların aileleri adeta yok sayılıyor. Oysa biliyoruz ki onlar, terörsüz bir Türkiye için en büyük fedakârlığı yapmış insanlardır. Elbette ki böyle bir amaç için üzerlerine düşeni her zaman yapmaya hazırdırlar. Zaten bu ülkenin daha güvenli, daha yaşanabilir olması uğruna canlarını ortaya koymuşlardır. Ancak bu kadar kritik bir süreçte, onların fikri dahi alınmamıştır…

CHP Lideri Sayın Özgür Özel'in, bu süreçte şehit ailelerinin hassasiyetine yaptığı vurgular (sizin de her zaman altını çizdiğiniz gibi) çok önemlidir. Ben bir genç olarak bu hassasiyetin toplumsal düzeyde daha çok dikkate alınması gerektiğine inanıyorum. Ancak bu süreçte kullanılan dilin de tarafsız, net ve objektif olması gerekmektedir.

Bu noktada özellikle dikkatimi çeken bir hususu paylaşmak istiyorum. Bu sürecin barış getireceği, çatışmasızlık ortamı oluşturacağı söyleniyor. Fakat Dem Partili Tuncer Bakırhan’ın geçtiğimiz günlerde köy korucularıyla ilgili yaptığı açıklama toplumu derinden rahatsız etti. Açıklaması aynen şöyle:

 

“Şimdi inşallah korucu arkadaşlar herhalde işsiz kalmayacak. Hani çatışma, silah bittiyse dünya kadar korucu var. Hayır hayır, bunu öneri olarak da sunuyorum... Elinde silah olacağına, elindeki silahı al ver sopayı, köyde hayvan baksın yani. Hayır gerçekten ya, daha onurlu bir görevdir. Köylüsünü ezme yerine, kendi insanına silah çekme yerine… Söz veriyorum. O geçmişte yaşananlara tabii ki onların da muhasebesi yapılmalı ayrıca. Ama onları da işsiz bırakmamak için parti olarak elimizden geleni yapacağız.”

 

Burada beni asıl düşündüren ve kaygılandıran ifade ise “Geçmişte yaşananların muhasebesi yapılmalı ayrıca” sözüdür.  Ve ‘’Kendi insanına silah çekme yerine ifadesidir’’ Bu cümle, korucuların geçmişte yaptıkları görevlerin sorgulanacağı, hatta bazı operasyonlar nedeniyle bir "intikam muhasebesi" yürütüleceği anlamına mı geliyor? Bu çok tehlikeli bir söylemdir ve kamuoyuna açık bir şekilde izah edilmek zorundadır. Bakırhan daha sonra katıldığı bir programda da bu sözlere yönelik gelen tepkilere rağmen bir özür ifadesi kullanmamıştır. Medyada "özür diledi" şeklinde yer alsa da, açıklamasında herhangi bir özür ifadesi bulunmamaktadır. Köy korucuları bu açıklamalara gereken cevabı vermiştir. Ama asıl mesele şu: Eğer ortada samimi, yapıcı ve barışçıl bir süreç varsa, bu süreçte böylesine provokatif, oportünist yaklaşımlara asla yer verilmemelidir.

 

Ne yazık ki bugün yaşananlar bize sürecin hiçbir şekilde şeffaf yürümediğini göstermektedir. Türk milletiyle süreç hakkında açıkça bilgi paylaşılmamakta, sürekli olarak bir belirsizlik ortamı yaratılmaktadır. İnsanlarımız tedirgin çünkü geçmişte yaşanan acılar hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyor. Yaklaşık 800'e yakın vatan evladı, benzer bir “siyasi süreç” uğruna hayatını kaybetti yaralandı gazi kaldı…

Bugün TSK’dan Atatürkçü subayların ihraç edildiği bir dönemde, akıllara ister istemez şu soru geliyor: O dönemlerde de, ülkesine ve milletine bağlı vatan evlatları, göz göre göre bir planın parçası mı yapıldı? Liyakatli, deneyimli, cesur polisler, askerler, jandarmalar o çatışmalarda hayatlarını kaybetti. Belki bugün devletin en üst kadrolarında görev alacak, genç nesillere bilgi ve tecrübelerini aktaracaklardı. Yani o dönem yaşananlar, sadece can kaybı değil; aynı zamanda bu ülkenin geleceğine yapılmış büyük bir darbe niteliğindedir. Bu gerçek, artık herkes tarafından açıkça konuşulmalı ve tartışılmalıdır.

 

Bir de günümüz siyasi iklimin de sürekli olarak “Devlet Aklı”ndan söz ediliyor. Peki, nedir bu Devlet Aklı? Ben sade bir vatandaş olarak bu kavramı şöyle açıklamak isterim:

Devlet aklı, somut bir kişiye ait bir düşünce ya da akıl yürütme değildir. Devlet aklı bir mekanizmadır. Bu mekanizma; yasama, yürütme, yargı gibi güçlerin, kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin ve tüm bürokratik yapıların sağlıklı, şeffaf ve denetimli bir şekilde işlemesiyle ortaya çıkan ortak bir akıldır. Yani siz devletin tüm yapısını liyakatle ve adaletle işletebilirseniz, devlet aklı kendiliğinden oluşur. O zaman bireylerin yönlendirmesine ya da keyfi kararlarına gerek kalmaz; sistem zaten bu olması gereken doğru aklı üretir.

Ancak günümüz Türkiye’sinde, bırakın devlet aklını, sağduyudan bile bahsetmek mümkün değildir. Çünkü devletin temel değerleri ciddi biçimde sarsılmıştır. Hele hele güçler ayrılığı ilkesinin ortadan kalktığı bir yapıda, devlet aklından söz etmek bile mümkün değildir. Çünkü gerçek bir devlet aklı; farklı kurumlardan, farklı güçlerden gelen denge ve denetimle oluşur.

Devlet aklı aynı zamanda milletin aklıyla örtüşmelidir. Milletin benimsediği, güvendiği, gelecek umudu taşıdığı bir yapıdan söz ediyorsak, o zaman bu millet o aklın bir parçası olmuş demektir. Ama güvenin kalmadığı, insanların geleceğe dair kaygı taşıdığı bir ortamda, bu kavram yalnızca dar bir zümrenin çıkarları doğrultusunda uydurulmuş yapay bir akıl haline gelir. Bugün yaşadığımız da ne yazık ki budur.

Şayet şeffaf ve samimi bir süreç yürütülmek isteniyorsa, bu sürecin milletin gözünün önünde olması gerekir. Toplumun tüm kesimleri bu sürece dâhil edilmelidir. Örneğin benim bir önerim var: TRT’de bu süreç kamuya açık şekilde tartışılsın. En başta da en mağdur kesimler, yani şehit aileleri ve gaziler bu yayınlara çıkarılsın, onlara da söz verilsin.

Hatırlarsınız, DEM Partili Pervin Buldan, “Anneleri bir araya getireceğiz” demişti. Elbette ki hiç kimse anneler ağlasın istemez. Hiçbir evladın canı yansın, hiçbir gelecek kararsın istemeyiz. Ama gelin, bir soralım: PKK tarafından şehit edilen evlatlarımızın anneleriyle, bu sözde barış masasının diğer tarafındaki kişiler bir araya geldiğinde ne olmasını bekliyoruz? Hatta bu sürece Diyarbakır Anneleri de dahil edilsin bir sorulsun onlara mağduriyetleri. Hatta kendileri Cumartesi Anneleri ni de dahil etsin tüm anneler dahil edilsin. Her şey açıklıkla şeffaflıkla ortaya koyulsun mağdur taraf  kim? kimler mağdur edilmiş? Türk milleti tüm gerçekliği ile görsün. Bu buluşmalar TRT'de yayınlansın, tüm Türkiye izlesin. 

Göreceğiz ki Türk milleti, daima mağdurların ve şehitlerinin yanında durur. Devletine başkaldırmış, öğretmeninden askerine kadar nice masum insanı katletmiş bir örgütün yanında olmaz, olamaz.

 

Sayın Bahçeli, bir zamanlar miting meydanlarında “İmralı canisini serbest mi bırakacaksınız?” diye haykırıyordu. Bugün aynı Bahçeli, dün bebek katili dediği kişiye “umut hakkı” istiyor. Buradan sade bir vatandaş olarak sormak istiyorum: Sayın Bahçeli, ne zamandan beri dünün sizin ifadenizle “imralı canisi” bugünün “barış öncüsü” oldu? Dün vatan haini dediğiniz kişiyi bugün nasıl “kurucu önder” olarak tanımlayabiliyorsunuz? Bu soruların cevabını vermek  millete borcunuzdur. Ayrıca evet Abdullah Öcalan bir bebek katilidir! Bunu biz değil bizzat sorgusunda kendisi ifade etmiştir. Bu da devletin kayıtlarında mevcuttur ve sorgusunu bizzat yapan Emekli Albay Sayın Hasan Atilla Uğur açıklamıştır.

Albay Hasan Atilla Uğur:

"İmralı'da bebek katili Öcalan’ı sorgularken, 'telsizden ses kayıtların var, bebeklerine kadar öldürün diyorsun’ dedim. Verdiği cevap;

'İnsanları PKK'nın karşısında duramaz hale getirmek için bunları söylemem gerekti' dedi.”

Burada net olarak açıkça örgütün büyümesi için bebekleri canice katlettirdiğini itiraf ediyor…

 

 

Eğer gerçekten bir süreç yürütülüyorsa ve bu süreç samimiyse, sadece göstermelik şehitlik ziyaretleri yapmak yetmez. Gerçekten şehit aileleri ve gazilerle oturulmalı, onların acısı paylaşılmalı, soruları yanıtlanmalıdır. Eğer onlar ikna olursa, biz sade vatandaşlar için zaten başka söz kalmaz. Bizim boynumuz onların karşısında kıldan incedir. Ama bugün gördüğümüz manzara şu: Gazilerimiz madalyalarını çıkartıp cebine koyuyor, şehit aileleri mezar başlarında isyan ediyor. Bu, samimi bir sürecin göstergesi değildir. Eğer bu süreç samimi olacaksa, işe madalyasını göğsünden çıkarıp cebine koyan o gazilerimizi ikna ederek başlayabilirsiniz…

 

Burada belki herkes aynı fikirde olmayabilir ama bir hususu açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum: Kürt kökenli vatandaşlarımızın mağduriyetleri de vardır. Evet bu mağduriyetin asıl sorumlusu eli kanlı PKK terör örgütütür. Pkk Kürtleri mağdur etmiştir. Zorla dağa kaçırılan, tehdit edilen, eline silah verilen nice gençte bu ülkenin evladıdır. Nitekim Diyarbakır Annelerinin yaşadıkları da ortadadır. Eğer Dem partililer Anneleri birleştirmek istiyorsa işe önce Diyarbakır Annelerinin sorununu çözmek ile başlayabilirler! Mağdur olan Kürt kökenli kardeşlerimiz bu milletin vazgeçilmez ve koparılamaz bir parçasıdır ve zorla suça sürüklenmişlerdir. Bunun ayrımını devlet derin bir ciddiyetle yapmalıdır.  Asıl Kürt sorunu PKK’nın Kürtlere yaşatmış olduğu sorundur asıl Kürt sorunu da budur! PKK, emperyal güçlerin desteğiyle Kürt kardeşlerimizi araç olarak kullanmıştır. Elbette geçmişte devlet gücünü elinde tutan bazı unsurlar, hatalar yapmış olabilir. Bu hataların sorumluları kimse, hesap vermelidir. Eğer ortada bugün o sorumlular yoksa devlet olarak mağduriyetlerin giderilmesi için ortam hazırlanmalıdır. Bunu da açıkça ifade etmekten hiç çekinmiyorum. Ancak devletin gücünü kendi gücü sananların yapmış olduğu yanlışlar tümüyle Türkiye Cumhuriyetinin bir yanlışı olarak kabul edilemez!

 

Bazı Kürt kökenli vatandaşlarımız kendilerini eşit hissetmediklerini ifade ediyorlar. Bu konuda yalnız değiller. Çünkü ben de bir Türk kökenli bir vatandaş olarak kendimi eşit hissetmiyorum. Ama bu eşitsizlik “anayasal vatandaşlık” tanımıyla çözülecek bir şey değildir. Anayasadaki Türk vatandaşlığı tanımı değişse bile bu eşitsizlik ortadan kalkmaz. Çünkü sorun kimlikte değil, hak, hukuk ve adalette yaşanan eşitsizliktedir.

Bugün Türkiye’de yaşayan herkes –Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkes’i, Alevisi, Sünnisi v.d. fark etmez– ekonomik adaletsizlikten, hukukun işlemezliğinden, liyakatsizlikten şikayetçidir. Yani aslında hepimizin sorunları ortaktır. Ve bu sorunlar ancak gerçek adaletli adil bir devlet yönetimi anlayışıyla, şeffaflık ve samimiyetle çözülebilir.

 

PKK’nın sözde fesih bildirgesinde Lozan Antlaşması’nı hedef alması ve Sevr özlemini açıkça dillendirmesi artık herkesin malumudur. Benim bu noktada aklımın almadığı şey ise şu: Diyelim ki bu ülke bölündü, güneydoğudaki topraklarımız farklı bir şekilde yönetilmeye başlandı. O topraklara ayak basacak olan emperyal güçler, gerçekten bu bölünmeyi isteyenlere, “alın, siz yönetin hadi bakalım istediğiniz oldu” mu diyecek? Tabii ki Asla böyle olmayacak. Bu ülkede yaşamakta olan insanlar, başta Kürt kardeşlerimiz olmak üzere, zulüm görecek; emperyalistlerin çıkarları uğruna araçsallaştırılacaklar. Çünkü bu yapıların derdi özgürlük, eşitlik ya da kardeşlik değil; sadece çıkar ve kontrol alanlarını genişletmek. Ama ne mutlu ki Türkiye Cumhuriyeti böyle bir senaryoya asla müsaade etmeyecek! Ve buna toplumun tüm kesimiyle birlikte dur diyecek. Kaldı ki zaten bu ülkeyi toplumun tüm kesimleriyle beraber yönetiyoruz Kürt kökenli birçok siyasetçimiz devletin en önemli kademelerinde görev almaktadır. Bundan kimse de bir rahatsızlık duymamaktadır. Bugün güneydoğu bölgelerinde de genel seçimle demokratik seçimler yapılmakta ve halk sandığa giderek iradesini ortaya koymaktadır. Ancak halkın oy iradesiyle seçilen bazı belediyelere atanan kayyım uygulamaları doğal olarak rahatsızlık yaratmaktadır. Bu konuda eleştiri getiren vatandaşlarımızın haklı noktaları vardır ve ben de bu konuda itiraz edenlerin yanında yer alıyorum. Ancak bu uygulamaların tamamen kaldırılması da doğru değildir. Sizin de geçmişte dile getirdiğiniz gibi, bu sürecin anayasaya uygun, belgeli ve hukuki bir temelde yürütülmesi gerekmektedir. Sadece İçişleri Bakanlığı’nın yayımladığı bir idari belgeye dayanarak yapılan kayyum atamaları, kamu vicdanını rahatsız etmektedir. Bu konuda daha şeffaf, yargı kararlarına dayanan ve açık delillerle gerekçelendirilmiş bir süreç izlenmelidir

.

Bu arada İç İşleri demişken buradan İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya’ya da şunları söylemek istiyorum;

Haziran 2017’de, PKK terör örgütü tarafından şehit edilen Şenay Aybüke Yalçın öğretmenimiz, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da anıldı. Ancak ne acıdır ki, bu yıl yapılan anma mesajında “PKK terör örgütü” ifadesi yer almadı. Bu durum, inanın akıl alır gibi değildir. Geçen yıl açıkça “hain teröristlerce şehit edilen” ifadelerini kullanmış olan bir bakan, bu yıl neden bu ifadeden kaçınır anlamış değilim. Düşünebiliyor musunuz ülkenin İç İşleri Bakanı PKK Terör Örgütü diyemiyor…

Sayın Bakan’a buradan sormak gerekir:
Aybüke öğretmenimizi kim şehit etti? Hangi örgüt tarafından şehit edildi?

Bu milletin kalbinde her şehitimiz gibi Şehit Aybüke öğretmenin de yeri hep canlıdır. Ve şunu da açıkça söylemek gerekir: Eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı, Aybüke öğretmenin şehadetinde PKK’yı anmaktan çekiniyorsa, durum gerçekten vahim bir hal almıştır.

Siz eksik anmış olabilirsiniz Sayın Bakan, ama ben buradan tamamlamak isterim. Hatta, belki unutmuşsunuzdur diye geçen yıl ki sözlerinizi hatırlatarak anmak isterim:

“Hain teröristlerce şehit edilen Aybüke Yalçın öğretmenimize Allah’tan rahmet, ailesine ve milletimize sabırlar diliyorum.”

Millet olarak yaşadıklarımızı unutmamak, unutturmamak ve acılarımıza sahip çıkmak zorundayız. Çünkü bu topraklar, bedeli kanla ödenmiş bir vatanın parçalarıdır. Bu bedeli ödeyenlerin adını anmaktan, onlara saygı duymaktan geri durmak; bizi millet yapan en temel değerleri zedeler…

 

 

Bugün Türkiye’de bir “Kürt meselesi” var mıdır? Bence vardır. Ancak bu mesele, bazı kesimlerin iddia ettiği gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin temel yapısında değil, PKK terör örgütünün yıllardır bölgede uyguladığı baskı, şiddet ve propaganda sisteminde yatmaktadır.

 

En büyük Kürt meselesi; PKK tarafından zorla dağa kaçırılan, eline silah verilen ve devlete karşı kışkırtılan Kürt kökenli vatandaşlarımızın yaşadığı trajedidir. Bu örgüt, Kürt halkının temsilcisi değil, aksine en büyük düşmanıdır. Gerçekten bir çözüm isteniyorsa önce bu acı gerçeğin kabul edilmesi gerekir.

 

Devlet, kendisine karşı işlenen suçları affedebilir. Ancak vatandaşına karşı işlenen suçların affı için mağdurların da rızası gerekir. Bu nedenle çözüm, affetmekten değil, adaleti tesis etmekten geçer.

 

Bazı siyasi yetkililerin son dönemlerde “100 yıllık ara sona ermeli” şeklindeki açıklamaları, Cumhuriyet’e ve Atatürk’e karşı açık bir düşmanlığın dışavurumudur. Oysa Cumhuriyet, hepimizin ortak değeridir. Elbette her dönemde hatalar, ihmaller yaşanmıştır. Ancak bu durum, Cumhuriyet düşmanlığını haklı çıkarmaz. Hatalar bireylerin ve dönemlerin hatasıdır, Cumhuriyet’in değil. Cumhuriyete her seferinde karşı çıkan ama cumhuriyetin tüm nimetlerinden faydalanan insanların, neden cumhuriyete karşı olduklarını bir türlü anlayamıyorum. Elbette cumhuriyetin her döneminde tam anlamıyla demokrasi yaşanmadı, ciddi aksaklıklar oldu. Bu süreçte bazı mağduriyetler yaşanmış olabilir. Ancak bu ülkede, iktidarı elinde bulunduran herkes, ne yazikki kendi dönemini kalıcı hâle getirmek adına çeşitli yanlışlara imza attı. Ne yazık ki bunun bedelini bütün millet, hatta devlet olarak Türkiye ödedi; bugün de ödemeye devam ediyor. Eğer bir mağduriyet varsa, bu mağduriyetin çözülmesi için gerekli adımlar elbette atılmalıdır. Ancak bu, cumhuriyet düşmanlığını asla haklı çıkarmaz.

 

Şunu da açıkça ifade etmek isterim: Eğer bu cumhuriyeti bir Kürt kökenli lider kurmuş olsaydı, eğer bu toprakları o kurtarmış ve halkı sefalet ile esaretten o çekip çıkarmış olsaydı, ben buna da sevinir, onur duyardım. Neden mi? Çünkü vatanımı kurtarmış, milletimi özgürlüğe kavuşturmuş olurdu. Ama tarih bir Atakürt yazmadı yani tarihte bir Atakürt yok tarihte bir tane Atatürk var ve tarih bir tane Atatürk yazdı ve O da Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. O, dünya siyasetinin gördüğü en büyük liderlerden biridir. Ve onun etrafında her etnik kökenden insanımız vardı. Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kürt kardeşlerimizi hiçbir zaman “azınlık” olarak görmemiştir. Aksine, “Kürtler bu milletin asli unsurudur” diyerek kürt kardeşlerimizi bu milletin temeli olarak görmüştür. Ve görmekte de son derece haklıdır.

 

Ne acıdır ki, bugün bazı çevreler “Türkiyeli” ifadesiyle vatandaşlık tanımını sulandırmakta, bu topraklarda bizi millet yapan kavramları zayıflatmaya çalışmaktadır. Oysa anayasamızda yer alan vatandaşlık tanımı dünyanın en sade ve en kapsayıcı tanımlarından biridir:

“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”

Bu bir etnik tanım değil, bir yurttaşlık tanımı bir uyruk tanımıdır. Almanya'da bir vatandaş Alman’dır, Fransa'da Fransız’dır, Amerika’da Amerikan’dır, İtalya’da İtalyan’dır. Biz neden “Türkiyeli” olalım? Bu kavram, birliğimizi değil, ayrışmamızı teşvik eder.

Bazı Kürt kökenli kardeşlerimiz “eşit hissetmiyoruz” diyor. Bu hissiyat elbette önemlidir. Ben de Türk olarak eşit hissetmiyorum. Çünkü bu ülkede adalet, liyakat ve ekonomi gibi temel konularda kimse kendini eşit ve güvende hissetmiyor. Yani Kürtlerin de Türklerin de sorunu aynıdır: Hakkaniyetli bir düzenin eksikliği.

 

 

Dil konusuna gelince… Albert Camus’nun şu sözü çok çarpıcıdır:

“Benim iki vatanım var; biri Fransa, diğeri Fransızca. Fransa'yı koruyup kollayabilmek için Fransızcanın sınırlarında nöbetteyim”

 

Bizim de Türkçemiz var. Tüm diller öğrenilmeli, konuşulmalı zaten konuşuluyor da ancak devletin resmi dili tek olmalıdır. Bu, toplumsal birlik ve ortak aidiyet için bir gerekliliktir. Dil, yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir kültür ve kimlik taşıyıcısıdır. Tabii ki de herkes ana dilini özgürce konuşabilmelidir. Zaten bu konuda günümüz Türkiye’sin de böyle bir sorun yoktur. Ana dil eğitimi de verilebilir tabii bunun karar vericileri toplumun önde gelen dil bilimcileri ve eğitimcileridir.

 

Eğer tarihsel konularda hâlâ kafalarda soru işaretleri varsa, bu meseleler de açıklığa kavuşturulmalıdır. Ancak bunu kutuplaşma ve suçlama ile değil, TRT ekranlarında tarafsız tarihçilerden oluşan bir komisyonla, belgelerle, açık açık tartışarak yapmak mümkündür. Konuşan, tartışan ve öğrenen bir Türkiye’ye herkesin ihtiyacı var…

Demokrasi tarihimiz hatasız değildir. Ama bu topraklarda özgür bir gelecek hayali kuran herkesin, bu Cumhuriyet çatısı altında bir arada yaşaması mümkündür. Bizi ayıran kimlikler değil, ayrımcılığı körükleyen siyasettir. Ve tekrar söylüyorum: Kürt sorunu varsa, bu PKK’nın Kürt halkına yaptığı zulümdür. Devlet bu konuda tarafını net ortaya koymalı; halkla birlikte çözüm üretmeli, terör örgütlerini değil, halkın kendisini muhatap almalıdır.

 

 

Bazen düşünüyorum…

İçinde bulunduğumuz bu siyasi iklimde, mevcut yönetimin artık hiçbir şekilde yeni bir siyasi kazanım alanı kalmadı. Peki bu yüzden geçmişte olduğu gibi tekrar güvenlik politikaları üzerinden mi bir alan açılmak isteniyor? Bu politikaların uygulanabilmesi için bir “güvensiz ortam” inşa edip tekrar güvenlik politikaları ile kazanılan bir siyasi alan mı inşa edilmeye çalışılıyor…  Geçmişin acı hatıraları, bugün yaşadıklarımızla birleşince, bu sorular zihnimde yer etmeye devam ediyor. Devlet, halkını korkuyla değil, adaletle yönetir. Eğer birileri yeniden bir güvenlik krizinden siyasal fayda devşirmeyi umuyorsa, bu millet bunu daha önce yaşadı ve unutmadı.

 

 

Sayın Genel Başkanım,

Siz, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu ile birlikte, aynı hukuksuzluğun ve adaletsizliğin içinde tutsak edildiniz. İkinizin de farklı siyasi çizgilerden geliyor olmasına rağmen ortak noktada buluştuğunuz şey: Hak için siyaset yapmanız ve halkı öncelemenizdir.

Sayın İmamoğlu’na da bir mektup yazmıştım. O mektubumun kendisine ulaştığını umuyorum. Şimdi size de aynı duygularla yazıyorum. Sizi sadece her ortam da takdir ettiğim bir siyasi Lider olarak değil aynı zaman da haksızlığa uğramış, ülkesini seven bir vatandaş olarak görüyor ve destekliyorum. Ben inanıyorum: Siz de özgürlüğünüze kavuşacaksınız. Sayın Ekrem İmamoğlu da… Ve inanıyorum ki siz özgür kaldığınızda, Sayın İmamoğlu’nun özgürlüğü için de tüm samimiyetinizle mücadele edeceksiniz. Çünkü bu mücadele artık sadece kişilerin değil, adaletin, vicdanın ve halkın özgürlük arayışının bir mücadelesidir.

 

Bizler dışarıda, sizi yalnız bırakmamaya çalıştık. Sosyal medyada, sokakta, evimizde, dualarımızda hep yanınızdaydık. Elimizden geldiğince, gücümüz yettiğince sesimizi duyurmaya çalıştık. Ama hiçbir zaman devletimize düşmanlık etmedik. Polisimize, askerimize, bayrağımıza saygımızdan asla taviz vermedik. Çünkü bizim kavgamız devlete değil, devleti araçsallaştıran yanlış zihniyetlerledir. Ama bu gözler maalesef bazı güvenlik güçlerimiz tarafından Türk Bayrağının tekmelendiğini de gördü… Bu görüntüler zaten medya ya yansımıştı… Ve bu olanlar hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Oysa Türkiye bir hukuk devletidir diye her gün açıklama yapanların Türk bayrağının korunması konusunda ki kanunlardan haberinin olması gerekiyordu…

Ne acıdır ki, bizi halkla halkı karşı karşıya getirmeye çalışanlar; sırça köşklerinden, lüks makam odalarından bu sahneyi izlemekle yetindiler. Ama tarih unutmaz. Tarih yazılırken kimin hangi safta durduğunu da, hangi zulme sessiz kaldığını da not eder.

 

Ben, sizlerin iletişimini, görüş alışverişini, ileride kurulacak yeni siyasi iklim açısından çok önemsiyorum. Çünkü bu ülkenin artık yeniden nefes almaya, yeniden umutlanmaya, yeniden adaleti hissetmeye ihtiyacı var.

İçtenlikle diliyorum ki bu düzen değişsin. Türkiye yeniden birlik ve beraberlik içinde, temiz, adil, huzurlu bir geleceğe yürüsün. Siyasi hesaplarla değil; vicdanla, halkla ve hakkaniyetle yol alınsın. Çünkü bu ülke hepimizin. Çünkü Yüce Türk Milleti her şeyin en güzelini hak ediyor.

 

 

Sayın Genel Başkanım,

 

Sizin yokluğunuz ülkemizde fazlasıyla hissediliyor. Nüfus dengemiz tamamen bozulmuş durumda. Sığınmacılar ve kaçakların sayısı her geçen gün artarken, Türk nüfusu giderek azalıyor. Bu durum artık büyük bir sorun hâline gelmiştir. Ancak ne yazık ki bu konuda ne somut bir çalışma yapılmakta ne de bu sorunlar açıkça dile getirilmektedir.

Yürütülen süreçte milletimizle şeffaf bir biçimde paylaşılmıyor. Kapalı kapılar ardında bir şeyler yönetiliyor ve bu durum, Türk milletine hiçbir şekilde açıklanmıyor. Zaman zaman göstermelik şehitlik ziyaretlerin de bazı ifadeler kullanılıyor olsa da bunların hiçbiri yeterli değildir; aksine, toplumun gazını almak istemekten öteye geçmemektedir. Özellikle merhum Alparslan Türkeş’in mezarında Syn. Bahçeli’nin yaptığı, Abdullah Öcalan’a “kurucu önder” imasında bulunan açıklaması hem şehitlerimizde hem gazilerimizde hem de vatanına ve bayrağına bağlı tüm yurttaşlarda büyük bir şaşkınlık ve üzüntü yaratmıştır. Bu açıklama, milliyetçi camiada onur kırıcı bir etki yaratmıştır.

Ben mevcut yönetimin aldığı bu pozisyonları, siyasi istikbal arayışı olarak görüyorum. Hangi kesim de oy potansiyeli varsa ona yönelen, ilkesiz bir siyaset izlenmektedir. Yarın bir gün örnek veriyorum en karşı çıktıkları LGBT oyları siyasete etki edecek noktaya gelse hemen en büyük savunucularının kendileri olacağını görmek hiç de zor değildir. Zaten mevcut yöneticilerinin zamanında LGBT hakkında söylemleri de arşivlerde kayıtlıdır. Hatta ülkede çoğunluklu uzaylı bir oy potansiyeli bulunsaydı onlarında onların da oyuna talip olmak için ellerinden geleni yaparlardı :) Latifeyi bir kenara bırakırsak elbette bir siyasi parti toplumun her kesiminden oy almak isteyebilir; bunda bir sakınca yoktur. Ancak bu, bir duruşa, bir ilkeye siyasi bir omurgaya sahip olunarak yapılmalıdır. Bugün geldiğimiz noktada, ne yazık ki mevcut yönetimde ne bir milli duruş ne de bir omurga kalmıştır… Seçim döneminde söylediklerinin tam tersini yapan bir siyasi kadronun, artık halk nezdinde meşruiyeti fiilen

kalmamıştır. Üstelik bu söylediklerinin tersini yaparken, bir açıklama yapma gereği dahi duymamaktadırlar.

Umarım ülkemiz, daha sağlıklı bir siyasi geleceğin kapılarını aralar…

----------

Sayın Genel Başkanım, çok kıymetli hocam, değerli ailenizle birlikte hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum. Size sağlık, huzur ve özgürlüğe kavuşacağınız günlerin en kısa zamanda gelmesini temenni ediyorum.

Ailenizle yeniden bir araya geldikten sonra dinlenmiş ve yenilenmiş bir şekilde Türk siyasetinde kararlı ve sağlıklı adımlar atmaya devam edeceğinize yürekten inanıyorum. Yaşadığınız onca zorluğa rağmen, hayallerinizin ve hedeflerinizin hâlâ dimdik ayakta olduğunu da hissediyorum.

Bizler, Atatürk’ün gençleri, cumhuriyet sevdalıları olarak; sizin bu ülke için en iyisini yapacağınızdan ve bunun için mücadele edeceğinizden asla şüphe duymuyoruz.

 

En kalbi duygularımla selamlıyor, ellerinizden öpüyorum.

Allah’a emanet olun.

Sağ olun, var olun.

İyi ki varsınız.

Saygılarımla.

 

Bir Türk Genci

#583
Hasan İ.

11 Şubat 2025

Hocam çok geşmiş olsun. Sizin alınmanız bize, Türk milletine yapılmış bir operasyondur. Biz bu yapılanları asla unutmayacaz, Türk milliyetçilerinin gücünü herkese gösterecez.Sonuna kadar yanındayız asla yıldıramayacaklar. Geri döndüğünüzde daha güçlü bir Zafer Partililerle karşılaşacaksınız.İnşallah adalet yerini bulacak. Ve bundan sonra Türk milletinin sözü geçecek. İnşallah bu mektup size ulaşır. Ve gerçek Türk milletinin hocasını yalnız bırakmadığını görürsünüz. Dönüşünüzü dört gözle bekliyoruz. Hatay'dan selamlar 

#436
Kemal

11 Şubat 2025

Sevgili ümüt özdag abim bektasiden selam olsun sana bu Hızır oruclarında duam bir an önce icerden cıkmandır Hızır yar yardımcın olsun Türk milletinin bir evladı olarak siyonizmın amerikanın ve ısbırlıkcılerı in oyununu gormekteyım bu mınvalde bu yapılanlar tek sana degıl Türk milletine yapılmıştır daıma turkıye cumhurıyetı devletımızın cumhurıyetımızın yanındayız asla yalnız degılsın bu siyonist yapılar elbette bir gun Yüce Türk milleti önunde hesap verecektir chplıyım soz konusu vatansa gerisi teferruattır sizin partiniz benim partim yoktur basogretmenımız baskomutanımız marasal gazi Mustafa Kemal Atatürkun askerleriyız emin olun türkiye cumhurıyetı devletımızi koruyacagız tekrardan gecmıs olsun yüce tanrı turkıye cumhurıyetı devletımızı milletimizi korusun 

#1329
Uğur K.

22 Şubat 2025

Sayın başkanım, sevgili hocam,Size biraz kendi hayatımdan bahsedip biraz da olsa şuanda kendi sıkıntılarınızı unutturmak amacı ile yazıyorum. Mektubumun sonunda umarım size azda olsa biraz teselli verebilmiş olurum. Doğma büyüme İstanbul Maltepeliyim. Lisede üçüncülük başarısı göstererek 18 yaşımda iş hayatına atıldım. 2 yıl sonra 15 aylık askerlik vazifemi OHAL bölgesi olan Bingöl Karlıova Kaynarpınar karakolunda 88/3 mekanize komando er olarak yaptım. Askerlik vazifemi yaparken üniversite okumam gerektiği kararını aldım. Maalesef Türkiye'de hayalini kurduğum bölümü kazanamadım ve önce Bulgaristana İngilizce dil eğitimi ve sonra Polonyaya uzay ve uçak mühendisliği bölümü okumaya gittim. Çok zor olan bu bölümü bitirme başarısı gösterdim. Hayatım boyunca hep daha iyisi olsun diye çalıştım. Şuan Almanya Münihte Proje mühendisi pozisyonunda çalışmaktayım. Çalıştığım şirket bünyesinde Patentli Cesic kompozit malzememiz ile uydulara ve ileri teknoloji kameralara ayna, mercek ve yapı elemanları üretimleri yapıyoruz. Hocam belki liderimizin tasvir ettiği bir kıvılcım bile değildim 16 yıl önce ülkemden ayrılırken. Ama şuan kendimi gerçekten bir alev topu olarak görüyorum. Bazen ülkemde olup bitenler için çok öfkeliyim, bazen burda gurbetçiler olarak yaptığımız bir etkinlik sonrası çok neşeliyim. Kölndeki teşkilatımız yeni yeni yapılanıyor. Son toplantıya iş değişikliği ve ev taşınması yüzünden katılamadım ama umarım en yakında bir sonraki toplantıya katılacağım. Aynı zamanda Münihte tanıştığım herkese bir farkındalık uyandırma çabası içerisindeyim. Hocam biz elimizden geleni yapacağız ve zaferi sonunda hak edeceğiz. Bizlere öncü olduğunuz için ne kadar teşekkür etsem azdır. Sabırlı ve güçlü olduğunuzu bildiğim için size sadece mutluluk ve rahatlık diliyorum. Lütfen aklınız bizlerde kalmasın. Sizi çok seviyoruz. Münihten selamlarımla. Uğur Kırmızı 

#673
Suat E.

12 Şubat 2025

Sayın Başkan sizi en kısa sürede dışarıda görmek istiyoruz neden tutuklandığınızı hala anlayamadık.

Seçimleri ve sizi Başkan olarak görmek için sabırsızlanıyoruz saygılarımla.

#995
Fatih S.

13 Şubat 2025

Sizin yanınıza Çorlu’dan gelmiştim. Çıkış saatinizde, elinize fikirlerimin yer aldığı defteri vermiştim. Umarım fikirlerimi değerlendiriyorsunuzdur. Bir konuşmanızda, “Ben Cumhurbaşkanı olmaya hazırım.” demeniz üzerine yanınıza kadar geldim. Cumhurbaşkanı, halkının refah ve huzurunu artırmanın yollarını bulmalıdır. Unutmayınız ki şu an görevde bulunan kişi de bir süre hapis yatmıştı. Belki de bu, güzel yarınlar için yaşanması gereken sancılı bir süreçtir. 

Ey Türk milleti!


Biz, tarihin en güçlü damarlarından beslenen, her çağda adını zaferle yazdıran, en çetin savaşlarda bile yılmayan bir milletiz. Biz, geçmişten aldığımız kudreti geleceğe taşıyan bir ulusun evlatlarıyız. Bizi ayrıştırmaya, bizi bölmeye çalışanlara inat, tek yumruk olacağız.


Bakın etrafınıza! Bizler, bu vatanı var eden kahramanların torunlarıyız. Bizler, Malazgirt’te, Çanakkale’de, Sakarya’da destan yazanların mirasçılarıyız. Birlik olduğumuzda ne mümkün bizi yıkmak?


Bugün bize düşen, sadece geçmişimize değil, geleceğimize de sahip çıkmaktır. Bizim bir davamız var! Bizim bir hayalimiz var! O hayal, bu ülkeyi muasır medeniyetlerin de ötesine taşımak! O hayal, Türkiye Cumhuriyeti’ni daha adil, daha güçlü, daha onurlu bir devlet yapmak!


O yüzden buradan sesleniyorum:

Ayağa kalk Türkiye!

Bağrındaki ateşi harla!

Kudretinle dünyayı sars!

Gururunla dimdik dur!


Çünkü bizler, Kökleri derinde, yürekleri ateşle dolu, kıyamete kadar var olacak bir milletiz!


Ve unutmayın!

Zafer, inananlarındır!

Zafer, çalışanlarındır!

Zafer, Türk milletinindir!


Ne Mutlu ki Türk’üm

#293
Fırat D.

11 Şubat 2025

Sevgili hocam..  Siz Hoca Ahmed Yeseviden aldığınız toprağı Hacı Bektaşı Velideki dut ağacının altındaki toprağa mayaladığınız günden beri yanınızdayız. Alevi-Bektaşi gelenekten gelen  Mustafa Kemal ATATÜRK aşığı Asil Türk Milletinin asli unsurları olarak bizler; 100 yıl önce yine zor zamanlarında vatanın.. o Ulu başbuğun ışığına nasıl ortak olduysak 100 yıl sonrada sizin ışığınıza güneş olmaya talibiz.. 3'ler 5'ler 7'ler 12'ler 17 kemerbestler 40'lar yanınızda Hızır yoldaşınız olsun.. Tez geçsin dar günler..Gerçekler demi devranına hüü.. Ne Mutlu TÜRKÜM Diyene.. Gök girsin Kızıl Çıksın..🇹🇷 

#928
Buğra D.

13 Şubat 2025

Kıymetli Ümit Hocam, Başkanım.Ben Buğra. 27 yaşındayım. Aslen Denizli doğumluyum. Yaklaşık 3.5 yıldır İstanbul’da ikamet ediyordum. Bu ülkenin en donanımlı okullarından olan İTÜ’de Konservatuvar - Ses Eğitimi bölümünü kazandım. O şekilde de İstanbul’a yerleştim 2021’de. Ekonomik şartlar, mevcut düzen, ülkemizi yöneten malum kişiler derken, okulumu bitiremedim.2024 Mart ayında Kültür Bakanlığı sınavına girdim, torpil ile işe alım sağlandığı için kazanamadım, girecek insanlar önceden belliydi zaten.Ben bu ülkeye faydalı bir evlat olmak istedikçe, benim bütün emeklerimi çaldılar.Şimdi ise memleketimde, fast food dükkanı açtım, küçük ve kendi halinde bir esnaf olarak hayatımı idame ettiriyorum.Bu ülkeye bir sanatçı olarak hizmet etmek isterken, nereden nereye geldim, halimi bilmenizi istedim.Kimse, hakettiği yerde değil.Benim size güvenim sonsuz başkanım. Bir bakmışsınız Yusuf kuyuda zordadır, bir bakmışsınız Yusuf Mısır’a sultandır..Metin olun, bu ülkede ne Mustafa’lar biter, ne Fırat’lar biter, ne Fatih’ler biter.Biz Türk’üz! Böyle doğduk, böyle öleceğiz.Vermiş olduğunuz bu kutlu mücadelede sonuna kadar destekçiniz olmaktan şeref duyuyorum.Ne mutlu Türk’üm diyene!

#945
Erhan Ö.

13 Şubat 2025

Değerli Hocam,
Esenlikler dileyerek başlıyorum mektubuma. 
Ankara doğumlu ve Ankara'da büyümüş bir Türk Milliyetçisiyim. Çocukluk dönemim Kurtuluş'da geçti. Sizin çok iyi bildiğiniz Kollej semtinde büyüdüm. 
Bu mektubumu çok iyi bildiğiniz siyaset konuşmak yerine "eskiden" diyerek sizinle çevrenizi saran duvarların arkasına, Ankara'da geşmişe birlikte bir yolculuk yaparak kullanmak istiyorum. Anılarınızda özgürlüğü hissedeceğinizi umuyorum.
Siz 61 ben 69 doğumluyum. yani aynı yolların bir bölümünü beraber yürümüş olmalıyız. Henüz 80 ihtilali olmamışken yaz aylarında açıkhava sinemalarına giderdik. Lunapark yine ailecek yaptığımız eğlenceli geziler arasındaydı. Sokaklarda korkmadan özgürce oynardık. Rahmetli dayım o zamanlarda Botanik Parkının üstünde büfe işletirdi. Yaz aylarında Tunalıhilmi Caddesi ve Çankaya muhidi meskenim olurdu. Henüz Atakule yoktu, Sheraton'un yerinde üzüm bağı ve şarap fabrikası vardı. Kuğulu Park başka bir güzeldi. Kızılay'da Kızılay binası henüz yıkılmamıştı. Gama İşhanı yoktu. Güven park'ın oradan Bahçeli, Emek hattı olan eski Amerikan arabalarından dolmuşlar vardı. Bir de elektrikli tramvay hatırlıyorum. Aslında tramvay değilde daha çok elektrikli otobüs. Çankaya sineması, Akün sineması sıkça gittiğim en son filmlerin gösteriminin yapıldığı sinemalardı. Hafta sonları şıkır şıkır giyinmiş aileler olurdu sokaklarda. Flamingo Pastanesi, Divan Pastanesi popüler mekanlar arasındaydı. Lunapark Gazinosu vardı ailecek gidilen. Lunapark benim çok ziyaret ettiğim bir yerdi. Selim Sırrı Tarcan Spor salonu'nda Judo antrenmanlarına gider çıkışta arkadaşlarla Lunapark'a uğramadan evlere dağılmazdık.
Lise dönemini ise Teknik Okullar'da geçirdim. Kurtuluştan özel ayrılmış yollarda çalışan körüklü otobüslere biner Beşevlerde inerdim. Sabah ve akşamları büyük bir öğrenci yoğunluğu olurdu yollarda. Liseli üniversiteli birbirine karışırdı.
Bazen ailecek Atatürk Orman Çiftliği'ne pikniğe gider çiflikte üretilen dondurmalardan yerdik. Ne lezzetli dondurmalardı...
Değerli hocam,
Umarım bir an önce içinde sıkışmak zorunda kaldığınız bu garabetten kurtulursunuz. Sizden beklentimiz büyük. Türk birliğini sağlayacak ve Türk milletini akıl ve bilimle yöneteceğinize inancımız tamdır. Elbet inançla yürüdüğünüz bu yollar Tanrı Dağına varacaktır.
Özlemle, esen kalın.
Erhan Özdağ.

#48
H. H.

02 Şubat 2025

Sayın Genel Başkanım, Bozkurt Ümit Özdağ,


Vatanın fedaileri Jandarma Uzman Çavuşlar olarak size selamlar getirdim.


Yalnız değilsiniz, olmayacaksınız.Siyasi tutsaklığınızın biteceği günü iple çekiyoruz. Bebek katili Öcalan’ı serbest bırakmak için size orada tuttuklarını biliyoruz. Bizler malum şahsın yaptığı o açıklamayı nöbet tuttuğumuz kulübelerde göz yaşlarıyla izledik. Süreci baltalamaya devam edin hocam.


Sanmayın ki o gün çadırınızı yıkmak zorunda kalan çocuklar, devrelerimiz, komutanlarımız size düşmanlar, çoğunun yüreğindesiniz. Ne zaman ne derdimiz olsa size danıştık, bize yol gösterdiniz, hakkımızı savundunuz. Biz de kendimiz adına yapamasak bile ailelerimiz üzerinden size destek olmaya devam edeceğiz.


Tanrı Türk’ü korusun. Saygılarımla.

#1096
TÜRK

20 Şubat 2025

Uzun uzun yazmaya gerek yok,Allah bizimledir,Allah Türkledir..
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.

#864
ÜNAL Ö.

12 Şubat 2025


Sayın hocam, genel başkanım, liderim. 


Size yapılan haksızlık inanıyorum ki arşa ulaşmıştır. Tanrı’nın adaletinden üstün hiç bir şey yoktur ki o adalet tecelli edene kadar bazen sınav zorlaşıyor. Bu günlerde bunu yaşıyoruz. Mükâfatının da büyük olacağından şüphemiz yok. Lütfen endişelenmeyin sağlınıza çok dikkat edin. Vatana hizmet yolunda önümüze taş duvarlar, demir parmaklıklar koyulsa da biz inancımızla, millete,devlete, Atatürk’e olan sevgimizle hepsini yıkar geçeriz. 

Gece gündüz dualarımızdasınız hocam, bir an önce aramıza dönüp engin bilginizle ufkunuzla yolumuza ışık tutacağınız günleri sabırsızlıkla bekliyoruz. Allah’a emanet olun 

#215
umut

11 Şubat 2025

Ben 23 yaşında bir TÜRK genci olarak ilk oyumu gururla Ümit ÖZDAĞ ve zafer partisine atmış bir gencim. Bir sonraki oyumu da atmak için sabırsızlanıyorum... Hocam memleket TÜRK düşmanı ve bu yüce milletin kötülüğünü isteyen yaratıklar ile dolu bir an önce çıkmanızı onlarla mücadele etmenizi dört gözle bekliyorum zira siz bunu yaparken TÜRK milleti size desteğini asla sakınmayacaktır. Kendinize dikkat edin sağlığınıza dikkat edin. Umarım en kısa sürede görüşmek üzere.
Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.
-Mustafa Kemal Atatürk

#1051
Furkan

18 Şubat 2025



Sevgili ümit özdağ,
Yaptığınız her şey ile gurur duyan bir gençlik var arkanızda orda ki şartların zor olduğunu tahmin ediyoruz ama yine de o asil kan damarlarımızda mevcut bunu bayrağını ülkesini seven tüm altaylar bilir. 🇹🇷

#1190
Erhan

20 Şubat 2025

Sayın Ümit Özdağ’a,
Sizlere bu satırları, kalbimde Türklük şuurunun verdiği inanç ve minnet duygusuyla yazıyorum. Özgürlüğünüz kısıtlanmış olsa da, fikirleriniz ve mücadeleniz bizlerin gönlünde dimdik ayakta durmaktadır. Siz, Türk milletinin onurunu, vatanın bölünmez bütünlüğünü ve milli değerlerimizi savunduğunuz için zulme uğrayan, fakat asla boyun eğmeyen bir lider olarak tarihe geçeceksiniz.
Türklüğe ve onun kadim değerlerine sahip çıkmak, her türlü baskıya ve tehdide rağmen doğru bildiği yoldan sapmamak, ancak gerçek bir vatanseverin gösterebileceği bir duruştur. Siz, bu duruşunuzla Türk milletinin gönlünde bir kahraman olarak yer aldınız. Üzerinize kurulan tüm baskılara rağmen, ihanetin karşısında durarak, terör ve onun destekçilerine karşı Türk milletinin sesi oldunuz.
Bugün sizi susturabileceklerini sananlar bilmelidir ki, fikirler ve inançlar parmaklıklar ardına hapsedilemez. Zindanlar sadece bedenleri esir alır; fakat Türklük ruhunu, hürriyet aşkını ve adalet mücadelesini asla tutsak edemezler. Siz ve sizin gibi vatanseverler sayesinde Türk milleti uyanık ve bilinçli kalmaya devam edecektir.
Bu mücadelede yalnız olmadığınızı bilmenizi isterim. Sizin gibi cesur yürekler, tarih boyunca hep vardı ve her zaman olacak. Türk milleti olarak, haksızlığa uğrayan her bireyin yanında olacağımıza, adaletin er ya da geç tecelli edeceğine inanıyoruz.
Size, bu onurlu mücadelenizde sabır, sağlık ve güç diliyorum. Zindanlar geçicidir, fakat halkın gönlündeki yeriniz kalıcıdır. Şunu unutmayın ki, bizler, sizi unutmadık, unutturmayacağız. Ne mutlu Türk’üm diyene!
Saygılarımla,

#376
Sibel Z.

11 Şubat 2025

Atatürk, tam bir halk adamıydı ve asıl kuvvet kaynağının halk olduğu inancında idi.
Cumhuriyetimizin 3. Yıldönümünde Ankara şehri, köylerden ve kasabalardan gelen halk ile dolmuştu. Tribünlerde geçit resmini selamlayan Atatürk'ü kadın, erkek bütün halk çılgınca alkışlıyordu. Atatürk, tribünden ayrılacağı sırada halk ile arasındaki asker kordonunun kaldırılmasını emretti, yaverini yanından uzaklaştırdı, halkın içine girdi. Ellerini halktan iki vatandaşın omuzlarına dayamış, adeta kendinden geçmiş ilerliyordu. Halk onu incitmemek için arada bir boşluk bırakmıştı. Hayli gittikten sonra :
- Artık otomobile binseniz dediler :
uyanır gibi oldu. Yanındakine :
- Sen belki ömründe sevmemişsindir; fakat hiç sevildin mi? dedi. Bundaki zevk hiç bir şeyde yok. Hele aşkın Türk Milleti olursa. Beni bu zevkten biraz daha ayırmayın.
Taşhan'ın önüne kadar böyle, halkın kucağında geldi.
Cumhuriyetin 12. Yıldönümü için birçok döviz hazırlanmıştı. "Atatürk bizim en büyüğümüzdür.", "Atatürk bu milletin en yükseğidir.", "Türk milleti asırlardan beri bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı."Gibi Döviz listesini gözden geçiren Atatürk hepsini çizdi, yalnız şunu yazdı: "Atatürk bizden biridir."
Atatürk der ki: "Millet sevgisi kadar büyük bir sevgi yoktur." İstiklal Savaşında benim de milletime yaptığım bazı hizmetler olmuştur sanırım. Fakat bunlardan hiç birini kendime mal etmedim. Yapılanların hepsi milletin eseridir, dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur.
Geçmişte medeniyetler kurmuş bir soyun çocukları olduğumuzu ispat etmek için, yapmamız gereken şeylerin hepsini yaptığımızı ileri süremeyiz. Yarıda bırakılmış daha bir çok büyük işlerimiz vardır. Ben arkadaşlara şunu tavsiye ederim. Şahsınız için değil, kendisinden olduğunuz millet için çalışınız.


Falih Rıfkı ATAY
(Babamız Atatürk, 1955)

#1435
Cengiz Ş.

13 Mart 2025

Merhaba Ümit Hocam;

Öncelikle sağlığınız ve moraliniz iyidir umarım.

Bu mektubu size Bursa Tophane'den, Osmangazi ve Orhangazi'nin kabirlerinin tam karşısından yazıyorum. Kutlu Türk büyüğü atalarımızla dertleşirken sizden bahsettim; Türk'ü savunan esir, köpekler serbest dedim. Bir bir anlattım olanları, hepsini şikayet ettim. Memleket bu hale getirilirken elimizden hiç bir şey gelmeden oturup izlemek çok canımı yakıyor. Az bir umudum kaldı; bir gün gelecek, tüm Türk düşmanlarını def edeceğiz diye ama zaman zaman onu da yitiriyorum. İktidarı zaten saymıyorum, muhalefetten de bizi anlayan yok sizden başka. Tek dayanağımız, yol göstericimiz siz oldunuz. Siz bir umut aşıladınız.

Bir programda şunları söylemiştiniz;

"Türk köylüsü şöyle söyler; Allah devlete millete zeval vermesin. Şimdi bunun Yunancası yok kardeşim. Bunun İngilizcesi yok, Fransızcası yok, Almancası yok, Çincesi yok, Japoncası yok. Bu cümlenin bir tek Türkçesi var. Bunu ancak 4000 seneden beri devleti olan bir milletin köylüsü söyler. Onun için hiç kimse endişe etmesin. Türk Devleti geri gelecek." Buna dayanarak, inanarak umut aşılıyorum kendime. Elbet bu memleketin insanları bozacak bu düzeni. Lütfen siz vazgeçmeyin, siz bizi yalnız bırakmayın. Söz veriyorum biz de hep yanınızda olacağız ve elbet bir gün Türk Devletini hak ettiği gibi yöneteceğiz.

Sizi bu kadar süre tutacaklarını bile tahmin edemeyip ilk zamanlar mektup yazmamıştım, mektup gelene kadar siz çıkarsınız diye. Umarım en yakın zamanda öyle olur, mektubum size ulaşmadan çıkmanızı dilerim.

Tüm Türk evlatları için kendinize dikkat ediniz. Bursa'nın kalbinden; Osmangazi'nin, Orhangazi'nin, Murat Hüdavendigar'ın semtinden bin selam, saygılar sunar ellerinizden öperim.


Cengiz ŞEN

Bursa



#1451
Şahin S.

23 Mart 2025

Değerli hocam,Şu zamana kadar bir çok kez hamle yapıp sonradan tembellikle mektubu yazmadığım için sizden ve kendimden özür diliyorum. Şuanda birden neden hamle yaptım :? bugün 23.03.2025 ve bölücü terör örgütü mensupları sempatizanları neredeyse her ilde bölücünün sesi fotoğraflarıyla sözde nevruz kutlaması adı altında mitingler yapmakta. ben bugün bu görüntüleri izledikçe bundan 30 yıl önce toprağa verdiğim abimi tekrar tekrar yeniden gömüyorum.o saygı atışını yeniden yaşıyorum. Şahadetinin kaleme döküldüğü o Ölüm raporunu tekrar tekrar ezberden okuyorum.Bu süreçte anlıyorum ki biz şehit ailelerinin sizden başka tutunacak dalı kalmamış...Şehidimin üzerine and içerim ki bu mücadeleden ben vazgeçmeyeceğim.Lütfen sizde vazgeçmeyin. Mücadele etme hırsınızda ufacık bir gerileme olursa, binlerce şehit yakınının umudu olduğunuzu hatırlayın.SİZE SİZİN SESİNİZDEN TANIDIK MISLARALARINIZLA VEDA EDİYORUM;Tan atımının en yakın olduğu an gecenin en karanlık olduğu andırve bir gece tan atarken yüce tanrı dağındanKürşadın gür sesi duyulacakatlar vey ırmağında sulansıngüneş doğduğu yerde karşılansınemri tekrar edecekgök toprak denizBozkurtlar uluyacak!Bütün anadoludanBİZDE SİZDENİZ! BİZDE SİZDENİZ!


#1311
Nazım

22 Şubat 2025

  Kıymetli Hocam, sizin bu vermiş olduğunuz mücadele bizleri de inandığımız değerlere daha sıkı sarılmamıza güç veriyor. Ümidimizi diri tutmamızın yegane sebeplerinden birisiniz. Sizin gibi Vatan sevdalısı birine desteğimiz daima olacaktır.  Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun.
  Ne Mutlu Türk'üm Diyene..

#189
salih

11 Şubat 2025

Sayın başkanım.
Yazılacak söylenicek çok söz var fakat bilmenizi istiyorum her sabah 7.10 geçe soğukta sıcakta andımızı okurken gururlanan tüyleri diken diken olan çocukluk geçirmiş gençler seni bekliyoruz destekleriyoruz her zaman yanındayız.. 

#1547
Süleyman D.

30 Mayıs 2025

Merhabalar Sayın Genel Başkanım Sevgi ve Saygıyla Selamlar Olsun Efendim Sevgilerimle Her Daim Sizinleyiz Yanınızdayız Başkanım Mücadelenize her zaman destek veriyoruz. Sevgili Başkanım bu haksız tutukluluğunuzun bir an evvel bitmesi ve adaletin hakkıyla yerini bulmasını en kalbi duygularımla temenni ediyorum. Görevinizin Zafer Partisi'nin başına geri gelmenizi ve beraberlik içinde yürümemize az kaldı İnşallah efendim Saygılarımla. Konya Cihanbeyli ilçesinden Süleyman Durna 🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷

#927
İbrahim Ç.

12 Şubat 2025

Sayın Ümit Özdağ,


Öncelikle, PKK terör örgütünün hain saldırıları sonucu şehit olan dayım Mehmet Bostanoğlu'nun acısını 2011 senesinde yaşamamıza rağmen ailecek o günden bu yana hiçbir şekilde acısının azalmadığını belirtmek isterim. Acısını yaşadığım senelerde henüz 5 yaşında iken anneme haberlerden gördüğüm "Anne pkk ateşkes yapıyormuş." haberini anneme söylediğimdeki mutluluk ile annemin "benim canım gittikten sonra ateşkes olsa ne olmasa ne" lafıyla Pkk terör örgütü ile Türkiye'nin aynı masaya oturmasının imkansız olduğunu bunun geride kalanlara yapılan bir ihanet olacağını anladım. Tüm samimiyetimle söylüyorum bunu 5 yaşında tüm gerçekliğiyle kavradım. 


Benim 5 yaşında kavradığım durumu günümüzde koca bir meclisin anlayamaması beni çok üzüyor ve bunun için mücadele eden insan sayısının çok az olması da benim çocukken kavrayabildiğim durumu o yaşlarında aklı başında olan bir çok insan nasıl anlayamıyor aklım almıyor fakat bu süreçte, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın cezaevinden çıkmaması için verdiğiniz mücadeleyi büyük bir takdirle ve duygusal bir bağlılıkla takip ettiğimi belirtmek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde, kitabınızı imzalatma fırsatı bulduğum için çok mutlu olmuştum. Ancak, bu buluşmadan sadece iki gün sonra, 20 Ocak 2025 tarihinde, Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla gözaltına alındığınızı ve ardından 21 Ocak’ta “halkı kin ve nefrete tahrik etme” suçlamasıyla tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderildiğinizi öğrenmek kelimenin tam anlamıyla benim için bittiği yerdi. Sizin gibi vatansever bir insanın, terörle mücadelede gösterdiği kararlılık ve azimle tanınan bir liderin, böyle bir durumla karşı karşıya kalmasını anlamakta güçlük çekiyorum. Bu olayın, adalet ve ifade özgürlüğü açısından sorgulanması gerektiğine inanıyorum. Size olan desteğimi ve saygılarımı iletmek istedim. Umarım en kısa sürede adalet yerini bulur ve özgürlüğünüze kavuşursunuz.


Saygılarımla,

İbrahim Çeşme / Adana

#321
Burak.K

11 Şubat 2025

Asla vazgeçmeyeceğiz TÜRK için TÜRK'lük için savaşacağız ve yine bir gün "Tan atarken Tanrı Dağlarında yine Vey ırmağına karşı çayımızı yudumlayacağız".