Sayın Ümit Özdağ’a,
Karanlığın çöktüğü, pusun bastığı, hakikatin bastırılmaya
çalışıldığı şu çağda, bir mektup yazmak istedim size. Kalemimle değil sadece,
yüreğimle. Çünkü biliyorum ki; bazı insanlar sadece bir isim değil, bir
çağrının kendisidir. Siz, bu milletin vicdanında yükselen bir çağrının
adısınız.
Ben bir Türk genciyim. Kendimi bu topraklarda yetişmiş,
çilesini çekmiş, tarihini omuzlarında taşımaya yemin etmiş biri olarak
görüyorum. Sizinle yollarımız belki hiç kesişmedi. Elinizi sıkmadım, gözünüzün
içine bakmadım. Ama fikirleriniz, yüreğime dokundu. Çünkü siz “Türk milletinin
geleceği, Türk milletinin ellerindedir” dediğinizde, biz gençlerin gözleri daha
bir parlak bakmaya başladı hayata. Sözünüzün ardında bir milletin yorgun sesi
vardı, biz o sesi tanıdık.
Bugün sizi bir duvarın ardına koymak isteyenlerin unuttuğu
bir şey var: Fikirler hapsedilemez. İnanç zincire vurulamaz. Bayrağın
gölgesinde büyüyen hiçbir düşünce susturulamaz.
Ve ben biliyorum ki: Siz yalnızca göçmen politikasıyla
değil, devletin bekasıyla, milletin onuruyla, vatanın namusuyla ilgili bir
uyarı yaptınız. Türk milletine “Uyan!” dediniz. Size kızdılar, çünkü
susturamayacaklarını anladılar. Sizi yalnız bırakmaya çalıştılar, çünkü
fikrinizin çoktan yayıldığını gördüler.
Siz dediniz ki:
“Atatürk’ün emanetine sahip çıkmak, sadece anmakla olmaz; onun bıraktığı
mücadeleyi devam ettirmekle olur.”
Bu cümleyi ilk duyduğumda, içimde bir yer titredi. Çünkü bu topraklarda artık
herkes and içiyor ama kimse mücadele etmiyor. Siz and içmekle kalmadınız,
mücadeleyi omuzladınız.
Ben bir yazarım. Kalemimden kelimeler değil, bir milletin
acıları ve arzuları akar. Gözlemlerimi, hayallerimi, korkularımı ve umutlarımı
sayfalara döküyorum. Bugün size yazarken, bu satırların yalnızca siyaset için
değil, bir fikir adamına duyulan saygı için yazıldığını bilmenizi isterim. Zira
bu milletin, düşünen, anlatan, korkmadan konuşan adamlara ihtiyacı var. Ve siz,
o az sayıdaki “Adam”lardan birisiniz.
Her milletin tarihinde zorlu dönemler olur. İhanet gölgeleri
uzun düşer, doğru sözler bastırılmak istenir. Ama tarih şunu defalarca
ispatlamıştır: Zulmün devleti olmaz; ama hakikatin daima bir milleti olur.
Siz bugün dört duvar arasında olabilirsiniz. Ama biz
dışarıda, Türk milletinin vicdanında, sizin fikirlerinizin büyümeye devam
ettiğini görüyoruz. Ve bu bir şahsi sahiplenme değildir; bu, bir milletin kendi
köküne sarılma çabasıdır.
Atatürk’ün “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda
mevcuttur” dediği kudret; bugün sizin gibi insanlarda cisim buluyor. Çünkü siz
sadece uyaran biri değilsiniz, aynı zamanda hatırlatansınız. Bizi kendimize, öz
benliğimize, gerçek düşmanımıza ve unutturulan ideallerimize döndüren bir
hatırlatıcısınız.
Bu mücadelede yalnız değilsiniz. Türk gençliği, size bakıyor
ve kendini yeniden tanımlıyor. Siz varsanız, biz de varız. Siz
susturulmazsanız, biz de susmayız.
Unutmayın, hür bir milletin evlatları olarak bizler
buradayız. Sizi yalnız bırakmıyoruz. Sözünüzü taşıyor, düşüncenizi yaşıyoruz.
Kaleminizin izi, yüreğimizin çizgisi olmuştur.
Bu topraklarda milletin adı Türk’tür, devleti Türkiye’dir,
bayrağı aldır, lideri Atatürk’tür. Ben bu değerleri savunan nefer olarak sizi
saygıyla selamlıyorum.
Zafer, ancak milletin kendine döndüğü vakit gelir. Ve o gün,
çok yakındır.
Saygı, vefa ve inançla,
Atatürkçü Türk genci & Yazar